Karar metni
Kaynak sistemin yayımladığı resmî özet. Kararın tam metni değildir.
İtirazın konusu: : Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 116. maddesinin ikinci fıkrası hükmünün Anayasa'nın 14. maddesine ay kırı bulunduğu kanısına varan Mahkeme bu konuda Mahkememizce bir karar verilmesini istemektedir, İNCELEME Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi gereğince 9/1/1967 gününde yapılan ilk incelemede Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesinin itirazda bulunmağa yetkili olduğu kabul edilmiş ve dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılmış olmakla işin esasının incelenmesi için yapılan toplantıda hazırlanan rapor ilgili kanun ve Anayasa hükümleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü : GEREKÇE Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 116. maddesi hükmü şöyledir: (Tevkif edilen kimse mümkün olduğu kadar mahkûmlardan ayrı bir yere konulur ve ayrı bir odada bulundurulur. Mevkuf hakkında ancak tevkif ile gözetilen gayeyi ve tevkifhanenin intizamını temin edecek kadar takyidatta bulunulur. Mevkuf tevkifhanenin intizam ve emniyetini bozmamak ve tevkifkindeki gaye ile uygun olmak şartı ile servet ve vaziyetine göre kendi masrafı ile istirahat ve meşgalesini tanzim edebilir. Mevkuf tevkifhanede ancak ciddî bir tehlike teşkil ettiği ve bilhassa diğer mevkufların emniyeti için zarurî görüldüğü veya intihara veya kaçmaya teşebbüs ettiği yahut bu hususta hazırlıkta bulunduğu takdirde demire vurulabilir... Mevkuf duruşmaya bağlı olmayarak çıkarılır. Bu tedbirler ancak hâkimin kararı ile alınır. Acele hallerde diğer memurlar tarafından bu hususta alınan tedbirler derhal hâkimin tasvibine arzolunur.) İtiraz eden Mahkeme, ikinci fıkradaki (Demire vurma) tedbirinin eziyet ve işkence niteliğinde olduğunu, Anayasa'nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasının eziyet ve işkenceyi yasakladığını, itiraz edilen hükmün bu sebeple Anayasa'ya aykırı bulunduğunu ileri sürmektedir. C.M.U.K. nun 116/2. maddesinde yazılı nedenlerin bir tedbir ile önlenmesi gereken haller olduğu meydandadır. Ancak, alınacak tedbirin ne suretle uygulanacağının buna karar verecek olan hâkim tarafından bilinmesi de şarttır. (Demire vurma). Ceza Kanunumuzun kabul ettiği cezalardan hiç birine benzememekte, bunun nasıl uygulanacağı hakkında da yürürlükteki kanunlarımızda bir hüküm bulunmamaktadır. Eski Ceza Kanununun 19. maddesinde (Kürek, ayaklarında demir olduğu halde hidematı şakkada kullanılmaktadır.) diye tanımlanmış, 20. maddesinde ayakta demir olduğu halde ölünceye kadar ağır işlerde kullanılma "müebbet kürek" ve 21. maddesinde de 3 seneden 15 seneye kadar böyle işlerde kullanılma "muakkat kürek" olarak adlandırılmıştır. Aynî Kanunun 27. maddesi de ayağa demir konulmasını "prangaya vazetmek" diye nitelendirmiştir. Bugünkü mevzuatımızda (Demire veya prangaya vurma) cezalan bulunmadığından ve iptali istenen fıkrada da (Demire vurma) nın nasıl yapılacağı gösterilmediğinden ceza ve tevkif evlerinde bu tedbirin alınışında değişik usullerin uygulanması ve uygulama şekli bakımından bu tedbirin İşkence halini alması mümkündür. Nitekim, itiraz eden Mahkeme, "demire vurma, Askeri Ceza Kanunu ile yürürlükten kaldırılan 1286 tarihli Askeri Ceza Kanununun pranga - bentlik ve demir - bentlik cezalarına benzer şekilde, tatbikatta sureti mahsusada hazırlanmış kalın zincir ve demirlerin tutuklunun elifle ve ayağına geçirilerek tâyin edilen müddet zarfında bu şekilde kalması suretiyle infaz edilmektedir. Tutuklu, ekseriya, 20 - 30 kilo hatta daha fazla ağırlıkta bir yükün altında muayyen müddetini geçirmek zorundadır. Şahıs her türlü ihtiyaçlarını bu şartlar altında yerine getirecektir." diyerek ve karar veren mahkemenin (Ne şekilde infaz edileceği meşkuk bir tedbir tâyin ettiğine) de işaret ederek bu sakıncalı durumu belirtmektedir. Kaldı ki, 116/2. maddede yazılı hallerde başka tedbirlere başvurulması mümkün olduğundan (Demire vurma) gibi uygulamada eziyet ve işkence niteliğini alabilecek ağır bir tedbirin hem de uygulama şekli gösterilmeksizin bir emniyet tedbiri diye devam ettirilmesi genel ceza esaslarına ve hukuk anlayışına aykırı düşer. Bu nedenlerle, iptali istenen hükmün Anayasa'nın 14/3. maddesine aykırı olduğu sonucuna çoğunlukla varılmış, Üyelerden Şemsettin Akçoğlu, hükmün Anayasa'nın yalnız 14/3. maddesine değil 33/2. maddesine de aykırı bulunduğunu ileri sürerek gerekçeye bu nedenin de eklenmesini istemişse de çoğunluk bu görüşe katılmamıştır. SONUÇ : 1- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 116. maddesinin ikinci fıkrası hükmünün Anayasa'nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bulunduğundan iptaline Üyelerden Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Hakkı Ketenoğlu, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halk Zarbun ve Lûtfi Ömerbaş'ın karşı oylariyle ve çoğunlukla; 2- İptal hükmünün Anayasa'nın 152. maddesinin ikinci ve 44 sayılı Kanunun 50. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 14/12/1967 gününde yürürlüğe girmesine üyelerden Şemsettin Akçoğlu, İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Muhittin Taylan ve Muhittin Gürün'ün süre verilmesine yer olmadığı yolundaki karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile 15/6/1967 gününde karar verild
Sonuç: - Resmî Gazete: 1968-01-26 · 12810