Karar metni
Kaynak sistemin yayımladığı resmî özet. Kararın tam metni değildir.
İTİRAZIN KONUSU: Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 124. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve sanığın tevkifine, salıverilmesine kefaletle tahliyesine, muhakemenin men’ine dair olan sorgu hâkimi kararlarının, bağlı olduğu Asliye Ceza Hâkiminin onayı ile tekemmül edeceği yolundaki hükmün Anayasanın 132. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmekte ve 124. maddenin iptaline karar verilmesi istenmektedir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesine göre yapılan ilk incelemede: Hazırlanan rapor ve Sorgu Hâkimliğinden gelen 1966/23 sayılı dosyadaki belgeler okunduktan, Anayasanın 151. ve 44 sayılı Kanunun 27. maddelerinde itiraza yetkili merci olarak gösterilen Mahkeme terimi içine Sorgu Hâkimliğinin girip girmediği, bu bakımdan sorgu hâkimlerinin Anayasa Mahkemesine itirazda bulunmağa yetkili olup olmadığı konusunun ön sorun olarak çözümlenmesi lüzumu belirmekle bu yönden ilgili kanun hükümleri incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: GEREKÇE: İlk soruşturmayı yapmakla görevli olan Sorgu Hâkimliğinin bir mahkeme niteliğinde olup olmadığının belli edilmesi için üç yönün incelenmesi gerekmektedir: A- Adlî teşkilât kanunlarına göre sorgu hâkimleri. B- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu bakımından sorgu hâkimleri. C- Anayasanın 151. ve 44 sayılı Kanunun 27. maddelerine göre mahkeme. 1- Mehakimi Şer’iyenin İlgasına ve Mehakimin Teşkilâtına ait ahkâmı muaddil 340 günlü ve 469 sayılı Kanunun birinci maddesini değiştiren Ceza Kanununun Mevkii Mer’iyetine Vaz’ına Müteallik Kanunun 25. maddesinde “Türkiye Cumhuriyetinde yetki ve derecesi kanunla belli edilmiş Sulh Mahkemeleri ve bulundukları kazanın adile bir başkan ve iki üyeden kurulu asliye Mahkemeleri vardır.” Ve yine adı geçen kanunun 3. maddesini değiştiren 26. maddesinde “Asliye mahkemeleri, sulh mahkemelerinin görevi dışında kalan bütün, hukuk, ceza ve ticaret dâvalarını görür.” Ve 28. maddesinde de “her asliye mahkemesi nezdinde bir C.savcısı ile lüzumu kadar sorgu hâkimi ve üye yardımcısı bulunur.” denilmektedir. Maddelerin bu açık anlatımına göre, kuruluş kanunlarında ve sonradan çıkan usul kanunlarında mahkemelere görev verilirken, sorgu hâkimliğine onun mahkeme niteliğinde olduğunu kabul ettirecek yargılama yetkisi tanınmamış, ve sorgu hâkimliği, aşağıda açıklamalar dışında bir görevle yükümlü tutulmamıştır. 2- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 183. maddesinde ilk soruşturmanın, sanık hakkında son soruşturmanın açılmasına ve muhakemenin men’ine karar verebilmeye elverişli delillerin elde edilmesinden ve toplanmasından ibaret olduğu açıklanmakta ve 196. maddesinde ise, ilk soruşturma sonunda, sanığın cezayı gerektiren bir suç işlediği sannını verecek yeterli nedenler bulunması halinde son soruşturmanın açılmasına karar verebileceğinden söz edilmektedir. Bu maddelere göre ilk soruşturmanın konusu, delilleri toplamaktan ve ereği de son soruşturmanın açılması, muhakemenin men’i, soruşturmanın geçici olarak durdurulması ve dâvanın düşmesi ile ilgili kararları verebilmekten ibarettir. Bu noktada sorgu hâkimlerinin kararlarının hukukî nitelikleri üzerinde kısaca durmak gerekir: A- Sorgu hâkimlerinin verdiği son soruşturmanın açılması kararı, onaya bağlı olmadığı gibi, buna esas yönünden de itiraz edilemez. Bu kararlar, o zamana kadar gıyabî, gizli ve yazılı olarak yapılan ilk soruşturma işlemlerini, mahkemenin, açık, yüze karşı yürütülen yargılamalarının aydınlığına çıkarmak gibi önemli bir sonuç verir; uygulamada mahkemeyi bağlamaz, sanık için kazanılmış hak doğurmaz ve muhkem kaziye olmak niteliği taşımaz. B- Sorgu Hâkimliğinin Muhakemenin men’ine ilişkin kararı: Bu kararın kesin sonuç doğurmadığı, dolayisiyle kesin hüküm teşkil etmediği Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun yazılı emirle bozmaya ilişkin 343. maddesinin son fıkrasında yer alan “eğer bozma sorgu hakimi kararı ile dâvanın esasını hal etmeyen mahkeme kararları hakkında ise, yeniden yapılacak tetkik ve tahkik neticesine göre icap eden karar verilir.” şeklindeki hükümden de anlaşılmaktadır. Çünkü madde, yazılı emir yolu ile verilen bu bozma kararının, sanık aleyhine etki yapacağını duraksamaya yer vermeyecek derecede açıklamış bulunmaktadır. Öte yandan sorgu hâkimlikleri, kamu dâvasının ortadan kaldırılmasına (Af Kanunu veya zaman aşımı hükümlerinin uygulanmasında olduğu gibi) ilişkin karar verebilirse de, bu çeşit kararlar, kamu dâvasının esasını çözümleyen nitelik taşımazlar. Bu açıklamalar, sorgu hâkimlerinin, ilk soruşturma evresinde yargı işi yaptıklarını ve fakat yargılama yapmadıklarını göstermektedir. Ceza yargılaması, ortak bir faaliyeti gerektirir, mahkemelere özgü herkese açık (Anayasa 135) duruşma çevresinde gelişir ve uyuşmazlığı çözümleyen son sözü olan hükümle sona erer. Bu bakımdan (mahkeme)yi yargılamayı yapan ve uyuşmazlığı kesinlikle çözümleyen organ olarak anlamak zorunluğu vardır. Bu niteliğe sahip olmayan sorgu hâkimliklerinin ise (mahkeme) deyimi kapsamına girmediğini kabul etmek gerekir. 3- Anayasanın 151. maddesinde “bir dâvaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanunun hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar dâvayı geri bırakır. Mahkeme, Anayasa’ya aykırılık iddiasını ciddi görmezse, bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır. Anayasa Mahkemesi işin kendisine gelişinden başlamak üzere üç ay içinde kararını verir. Bu süre içinde karar verilmezse, mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını kendi kanısına göre çözümleyerek dâvayı yürütür. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinciye kadar gelirse, mahkemeler buna uymak zorundadır.” denilmekte 44 sayılı Kanunun 27. maddesinde de, Anayasa maddesinin birinci fıkrası hükmü tekrarlanmaktadır. Metindeki (mahkeme) deyimi ile, bu konudaki itiraz yetkisinin mahkemelere tanınmış olduğu açıkça belirmiş bulunmaktadır. SONUÇ: Anayasanın 151 ve 44 sayılı Kanunun 27. maddesinde bir dâvaya bakmakta olan (mahkeme)den söz edilmiş olup, mahkeme kavramı içine girmeyen sorgu hâkimliğinin Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili bulunmadığından istemin 44 sayılı Kanunun 21. maddesi uyarınca reddine, üyelerden Hakkı Ketencioğlu ve Recai Seçkin’in karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile, 4.4.1967 gününde karar verildi.
Başkan
İbrahim SENİL
Başkan Vekili
Lûtfi ÖMERBAŞ
Üye
Şemsettin AKÇOĞLU
Üye
İhsan KEÇECİOĞLU
Üye
Salim BAŞOL
Üye
Feyzullah USLU
Üye
A.Şeref HOCAOĞLU
Üye
Fazlı ÖZTAN
Üye
Celâlettin KURALMEN
Üye
Hakkı KETENOĞLU
Karşı oy yazısı ilişiktir.
Üye
Fazıl ULUOCAK
Üye
Muhittin TAYLAN
Üye
İhsan ECEMİŞ
Üye
Recai SEÇKİN
Karşı oy yazısı eklidir.
Üye
Muhittin GÜRÜN
KARŞI OY YAZISI Çoğunluk kararı, Anayasa’nın 151. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurabilecek hâkimlerin bir dâvayı esas yönünden karara bağlamak üzere davaya bakan hâkimler olduğu, sorgu hâkimlerinin ise dâvanın esasını karara bağlamaya yetkili hâkimlerden bulunmadıkları için Anayasa Mahkemesine başvurmayacakları ilkesine dayanmaktadır. Buna göre Anayasamızın 151. maddesindeki (Bir dâvaya bakmakta olan mahkeme) sözlerinin ne anlama geldiğinin, Anayasaya ne gibi bir ereğe dayanılarak konuldukları dahi gözönünde tutularak, incelenmesi gerekmektedir.
Sonuç: İlk - Ret vd.