Karar metni
Kaynak sistemin yayımladığı resmî özet. Kararın tam metni değildir.
İtiraz konusu: Sif değeri 3 lira ile 243 lira arasında değişen kaçak eşyayı yanlarında bulundurmaktan sanık kişiler aleyhine açılan davada, suçun sübutu halinde uygulanacak olan 1918 sayılı Kanunun 55. maddesinin son fıkrasında yer alan "Sulh mahkemelerinden verilen hüküm veya karalar kesindir" hükmünün Anayasa'nın 31., ve 139. maddelerine aykırı olduğu iddiası ile, iptaline karar verilmesi isteminden ibarettir. Dayanılan Anayasa maddeleri : "Madde 2- T. C. İnsan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. Madde 31- Herkes meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya dâvâlı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme görev ve yetkisi içindeki dâvaya bakmaktan kaçınamaz. Madde 139- Yargıtay adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. İlk inceleme : Anayasa Mahkemesinin, içtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca 26/9/1968 gününde ilk inceleme için yaptığı ve başkan vekili Lûtfi Ömerbaş ile üye İhsan Keçecioğlu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazıl Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Avni Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel ve Muhittin Gürün'ün katıldığı toplantıda, belgelerin örnekleri yerine asılları gönderilmiş olduğundan kanunî gereği yerine getirilmek üzere dosyanın geri çevrilmesi 26/9/1968 gününde oybirliğiyle kararlaştırılmıştır. Bu karar üzerine Mardin Sulh Ceza Hâkimliği istenen karar örnekleri ile 44 sayılı Kanunun 27 nci maddecinde belirtilen belge örneklerini 31/10/1968 günlü yazıya ilişik olarak göndermiş olduğundan işin esasının incelenmesine Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş ve Üye İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, Avni Givda, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, ve Muhittin Gürün'ün katıldıkları 26/11/1968 günlü toplantıda oybirliğiyle karar verilmiştir. Esasın İncelenmesi : İtirazın esası hakkında hazırlanan rapor, mahkemenin gerekçeli kararı ve ekleri konu ile ilgili Anayasa hükümleri ve bunların gerekçeleri, Meclis görüşme tutanakları ve konuya ilişkin öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü : l- Anayasa'da, yargı mercilerinden verilen karar ve hükümlerden hangilerine karşı kanun yoluna başvurulabileceği ve ceza alanında ne miktar cezaların temyiz edilebileceği, hangi çeşit hükümler hakkında temyiz yoluna gidilemiyeceği belirtilmemiştir. Ancak, Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu, açıkça belirtilmiştir. Hukuk devleti olmak, idare edilenlere hukuk güvenini sağlayan bir düzen kurmaktır. Böyle bir düzen kurulması, yasama ve yargı yetkileri ile yürütme alanına giren bütün faaliyetlerin, hukuk kuralları içinde kalması, temel hak ve hürriyetlerin, değiştirilmesi ve aykırı davranılması kolay almıyan metinler içinde, Anayasa ilkesi haline sokulması ile gerçekleştirilebilir. Hukuk kuralları kendisini, en yoğun şekilde, yargı alanında gösterir. Bu nedenle yargı mercilerinden verilen karar veya hükümlerin, kişinin temel hak ve hürriyetleriyle ilgili yönü üzerinde önemle durmak gerektir. Ceza Mahkemelerinden verilen kararların çoğu, kişi dokunulmazlığını çeşitli yönlerden etkileyici niteliktedir. Bundan dolayıdır ki Anayasa, hâkimlerin, kişi dokunulmazlığını ve hürriyetini sınırlayan kanun hükümlerini uygularken, yasaya bağlılık kuralı içinde kalmalarını, ilgililerin, mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına başvurma olanağına sahip bulunmaları sağlamak ereği ile, yüksek mahkemeleri kurmuş bulunmaktadır. Ceza usulü: alanında genel kurallar koyan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, 298. maddesi ile, cumhuriyet savcısının ve sanığın mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurabileceklerini ve 305. maddesi ile de, ceza mahkemelerinden verilen hükümlerin temyiz bulunabileceklerini hükme bağlamıştır. Ancak 305. maddenin birinci fıkrasının 1 sayılı bendinde yirmi liraya kadar (Yirmi lira dahil) hafif para cezalarına dair olan hükümlerin, 2 sayılı bendinde de yukarı haddi elli lirayı geçmeyen hafif para cezasını müştekim suçlardan dolayı verilen beraet hükümlerinin temyiz olunamıyacağı istisna olarak kabul edilmiş, hafif hapis gibi hürriyeti bağlayıcı hükümlere karşı kanun yollarını kapayan olağan üstü bir yola gitmekten açıkça sakınılmıştır. Genel kural bu iken, suç saydığı eylemler için ceza koyan kimi özel kanunlarda, yasaklanmış eylemlerin işlenmesini önleyeceği düşüncesiyle kişi dokunulmazlığını ve hürriyetini kısıtlayıcı nitelikteki mahkeme kararlarına karşı bile kanun yollarını kapamak gibi olumsuz tedbirlerin yer aldığı görülmektedir. Bu cümleden olarak 1918 sayılı Kanunun 6829 sayılı Kanunla değiştirilmiş 25. maddesinin ikinci fıkrasında, istimal kaçakçılığından ötürü verilen ve elli lirayı geçen hafif para cezalarına, elli lirayı geçen miktar için her üç lira ve küsuru bir gün hesabiyle ve biryılı geçmemek kaydıyle ayrıca hafif hapis cezası eklenmesi öngörülmüş ve 55. maddenin son fıkrasına da, sulh mahkemelerinden verilen bu hükümler aleyhine kanun yoluna gidilemiyeceği "hükmü konulmuştur. Böylece, bir sene gibi uzun bir süre, hürriyeti bağlayıcı bir cezaya çarptırılmış olan bir kimse, hâkimin kararına karşı üst yargı merciine başvurmak hakkından yoksun bırakılmış, kişi hürriyeti güvensizliğe doğru itilmiştir. Bu haliyle 55. maddenin son fıkrasının, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamıyacağı açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır. II- Anayasa'nın "kişinin haklan ve ödevleri" başlıklı ikici bölümünde yer alan 31. maddesi, "hak arama" başlığı altında, herkesin meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya dâvâlı olarak iddia ve savunma hakkına sahip bulunduğu ilkesini koymakta ve dâvanın her evresinde, meşru yol içinde kalınmak kaydiyle, iddia ve savunmayı korumak ereğini gütmektedir. Bir karara karşı itiraz etmek veya bir hükümden dolayı kanun yoluna başvurmak, o konuda, hakkın neden ibaret olduğunu başka bir yargı merciinden aramak demektir. Duruşma hükmün tefhimiyle bittiği halde, dâva hükmün kesinleşmesine kadar sürer ve kanun yoluna başvurmakla hükmün kesinleşmesi önlenir. Davacı veya dâvâlı iddia ve savunmasını daha üst bir yargı merciinde inceletir. Böylece Anayasa'nın Yüksek Mahkeme ve son inceleme mercii olarak nitelediği Yargıtay'dan karar almak imkanını bulur. Bir kamu yararına dayanılarak kişi haklarının özüne dokunmayacak nitelikteki bazı dâva sonuçları için kanun yollarına başvurmanın önlenmesi mümkün görülebilir (C. U. M. K. Mad. 305. 2 sayılı bend). Ancak itiraz konusu 1918 sayılı Kanunun 55. maddesinin son fıkrası, kişi hürriyetinin özüne dokunur nitelikte bir etkisi olan hapis cezasına hüküm giyen kişinin bile Anayasa'nın 31. maddesinde öngörülen savunma hakkını kısıtlamış, kişi hürriyetine güvensizlik getiren ve savunma hakkının özüne dokunan bir durum yaratmıştır. Bu bakımdan da 55. maddenin "Sulh mahkemelerinden verilen hüküm ve kararlar kat'idir." şeklindeki son fıkrası Anayasa'ya aykırıdır. II
Sonuç: - Resmî Gazete: 1970-12-15 · 13695