Karar metni
Kaynak sistemden alınan tam metin, değiştirilmeden gösterilir.
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : KARAR NO : KARAR TARİHİ : 26/06/2026
TÜRK MİLLETİ ADINA İSTİNAF KARARI
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : NUMARASI :
DAVACI : VEKİLLERİ : Av. .. DAVALI : 1- VEKİLLERİ : Av. .. DAVALI : 2- VEKİLİ :Av. .. DAVALI : 3- DAVA İHBAR OLUNAN : VEKİLİ : Av. ... DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 26/06/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 26/06/2026
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı dava dilekçesinde özetle şu hususları belirtmiştir; .... Sanayi Sitesi'nde bulunan bir firmada 24.08.2018 tarihinde geniş çaplı bir yangın meydana geldiğini, söz konusu yangına ilişkin olarak sanıklar hakkında Konya .Asliye Ceza Mahkemesi'nin ...E sayılı dosyası üzerinden kamu davası açıldığını, yangın müvekkiline ait kereste fabrikasına da sıçradığını, yangın neticesinde müvekkiline ait fabrika, içinde bulunan tüm teçhizatla birlikte kullanılamaz hale geldiğini, söz konusu zararın belirlenmesi amacıyla Konya .Asliye Hukuk Mahkemesi'nin D.İş sayılı dosyası ile hasar tespiti yaptırıldığını, Konya .Asliye Hukuk Mahkemesi'nin D.İş sayılı dosyası üzerinden alınan bilirkişi raporunda, müvekkilinin zararının 2.995.496,84TL olduğu sonuç ve kanaatine varıldığını, söz konusu zararın sorumlulardan tazmini amacıyla ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmuş ancak herhangi bir olumlu sonuç alınamadığını bu sebeple işbu davayı açma mecburiyeti hasıl olduğunu beyanla; müvekkiline ait fabrika, ... Sigorta A.Ş.'nin .... nolu sigorta poliçesi kapsamında yangına karşı teminat altına alındığını, bu kapsamda yangından doğan zararın tazmini talepli sigorta şirketine başvuru yapılmış olup .... numaralı hasar dosyası kapsamında yalnızca ruhsatlı alanın teminata dahil olduğu gerekçesiyle 3.000,00TL ödeme yapıldığını,.... Sigorta A.Ş. ile müvekkili arasında imzalanan sigorta poliçesinde de açıkça görüleceği üzere ruhsatsız alan varsa bunların kapsam dışında tutulduğuna dair herhangi bir ibare bulunmadığını, bu sebeple sigorta poliçesinin kapsamı dahilinde olduğu kabul edilerek zararın tazmini gerektiğini, ..., yangın çıktığı dönemde ... Sanayi Sitesi'nin güvenlik görevlisi olduğunu, ... Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı'nın yangın raporunda, güvenlik kameraları kayıtları incelendiğinde sitede görevli güvenlik personelinin ... Keresteye ait bahçeye duvardan atlayarak,ardından bitişiğindeki ... paletciliğe ait işyerine ara duvardan geçtiği yangının başlangıç noktası şahsın duvardan girdiği yer olup yangının başlama zamanı da şahsın görüntülerde koşarak uzaklaştığı dakika ile eş zamanlı olduğu tespit edildiğni, bu sebeple yangına sebep olan kişi kuvvetle muhtemel ... olduğunu, zararın meydana gelmesine bizzat sebep olan güvenlik görevlisinin işvereni olan Site Yönetimi özen yükümlülüğü kapsamında müvekkilinin zararından sorumlu olduğunu, meydana gelen yangın neticesinde müvekkili, büyük bir maddi ve manevi zarara maruz kaldığını, bu sebeple manevi zararının da sigorta şirketi dışındaki davalılarca karşılanması gerektiğini beyanla; Şimdilik 5.000,00TL maddi tazminatın, zararın meydana geldiği 24.08.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 150.000,00TL manevi tazminatın, zararın meydana geldiği 24.08.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sigorta şirketi dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara tahmiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı ıslah dilekçesinde özetle şu hususları belirtmiştir; Dava dilekçelerinde 5.000,00 TL olarak talep etmiş oldukları maddi tazminat miktarının 1.323.446,84 TL artırılarak 1.328.446,84 TL'ye çıkarılmasını, bu tutarın tamamının (1.328.446,84 TL) tüm açıklamaları çerçevesinde davalı ... Sanayi Sitesi Yöneticiliği ve davalı ...'tan müştereken ve müteselsilen zararın meydan geldiği 24.08.2028 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsil edilmesine, davalı ... Sigorta A.Ş.'den ise bu tutarın 198.317,23 TL'sinden sorumlu tutularak bu tutarın diğer davalılar ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline, 150.000,00 TL manevi tazminat talebimizin ise davalı ...'tan zararın meydan geldiği 24.08.2028 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsil edilmesini talep etmiştir. Davalı .... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle şu hususları belirtmiştir; Davacıya ait olan ve Müvekkil Şirket tarafından .... nolu .... Sigorta Poliçesi ile sigortalanan işyerinde meydana gelen yangın sonucunda oluşan hasarda müvekkili şirketin ödeme sorumluluğu olduğu iddia olunduğunu, ancak, iş yerinin söz konusu poliçe teminatı altına alınmış olması, teminatın tamamen ve otomatik olarak ödeneceği anlamına gelmediğini, yargılamaya konu olay değerlendirildiğinde, Müvekkili Şirket tarafından sigorta örtüsü altına alınan iş yerinde hasarın meydana geldiği yer, iş yerinin eklenti olarak kullandığı ruhsatsız alanda olduğunu, sigorta poliçesi yalnızca iş yerinin ruhsatlı ve tescilli olan ana binası ile eklentilerini kapsadğını, aksini düşünmek sigorta hukuku açısından imkansız olduğunu, ekspertiz raporundan da anlaşılacağı üzere iş yerinin ruhsatlı olan bölümü yalnızca imalathane kısmı olduğunu, geriye kalan eklenti bölümler ruhsatsız olduğunu ve poliçe kapsamı dışında olduğunu, poliçe kapsamında olabilmesi için açık ve net bir şekilde poliçede belirtilmiş olmaları gerektiğini, ruhsatlı olan kısım için belirlenmiş olunan hasar bedeli ise müvekkili şirket tarafından davacıya ödendiğini, bu durum davacı tarafında kabulünde olduğunu beyanla; haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı taraf yüklenilmesine karar verilmesi talep etmiştir. Davalı .... Site Yöneticiliği vekili cevap dilekçesinde özetle şu hususları belirtmiştir; Vekil eden davalı site yöneticiliği söz konusu zarardan sorumlu olmadığını, davacı taraf her ne kadar vekil eden davalı .... Sanayi Sitesi Yöneticiliği'nin söz konusu zarardan 6098 sayılı TBK mad.66 gereğince sorumlu olduğunu iddia etmiş ise de iddiası haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davaya söz konusu yangının çıkmasına kasten sebep olan şahıs ... Sanayi Sitesi'nde güvenlik görevlisi olan şahıs diğer davalı ... olduğunu, yangın sonrasında Konya . Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas Sayılı dosyası ile kamu davası açılmış, yapılan yargılama sonrasında kasten mala zarar verme suçundan mahkum edildiğini, Konya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı'nın yangın raporunda da anlaşılacağı üzere güvenlik personeli ... davaya konu yangının çıkmasına kasten sebebiyet verdiğini, meydana gelen zarar, hizmetin ifası sırasında ancak hizmetle ilgili bir zarar olmadığından hukuka aykırı eylem ile meydana gelen zarar arasında uygun nedensellik bağı bulunmadığını, diğer davalı ...'ın gerçekleştirmiş olduğu eylemle vekil eden davalının çalışanına vermiş olduğu iş arasında da herhangi bir nedensellik bağı bulunmadığını, ayrıca vekil eden davalı ... Sanayi Sitesi'nde çalışmakta olan güvenlik personelleri, .... Anonim Türk Sigorta Şirketi kapsamında Özel Güvenlik Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalı olduğunu, sigorta poliçesini kapsamında özel güvenlik görevlilerinin üçüncü kişilere vermiş olduğu zararlar sigorta poliçesinde belirtilen tutara kadar Özel Güvenlik Mali Sorumluluk Genel Şartları içerisinde teminat altına alındığını, bu sebeple ortaya çıkan zarardan ...Anonim Türk Sigorta Şirketi sorumlu olup, davacı tarafça davaya bu sigorta şirketi dahili davalı olarak dahil edilmesi gerektiğni beyanla; Haksız ve hukuka aykırı açılan davanın vekil eden davalı bakımından reddine, yargılama ve vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı vekil edene verilmesine, karar verilmesi talep etmiştir. İhbar olunan ... Anonim Türk Sigorta Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle şu hususları belirtmiştir; Kaza karıştığı iddia edilen ... Sanayi Sitesi Yöneticiliği personeli müvekkili şirket nezdinde .... No'lu 31/07/2019-2020 vadeli Özel Güvenlik Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, poliçe kapsamında maddi zararlar açısından olay başına teminat limiti 240.000 -TL olduğenu, müvekkili şirketin poliçeden kaynaklanan sorumluluğu; azami teminat limiti ve sigortalı şirket çalışanının kusur oranı ile sınırlı olup sadece gerçek zarara ilişkin olduğunu, bilindiği üzere sorumluluk sigortası ile sigortalı şirketin üçüncü kişilere verdiği zararlar poliçe limitleri dahilinde ve kusuru oranında tazmin edilmekte olup, zarar görenin tam kusurlu olması halinde ise davacının tazminat talep hakkı bulunmadığını, Yargıtay'ın da kabul ettiği üzere bilirkişi raporları, çözümü özel ve teknik bilgiye dayanan konularda ve uzman bilirkişilerce yapılmalı ve bu doğrultuda kusur oranına ilişkin raporlar Adli Tıp Kurumu'ndan alınarak tespit edilecek hukuki duruma göre karar verilmesi gerektiğini, hukuk sistemimizde “dahili davalı” adı altında bir kurum tesis edilmediğini, kural olarak hüküm sadece davada taraf olanlara yönelik olarak verilebileceğini, bu kural uyarınca, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen taraflar, dava açıldıktan sonra ek bir dilekçeyle davaya dahil edilemeyeceği gibi "mecburi dava arkadaşlığı" dışında ıslah yolu ile dahi taraf değiştirilemeyeceğini, ihbar olunanlar (davaya dahil edilenler) davada davalı sıfatını kazanamayacağı gibi, bu kişiler aleyhine hüküm de kurulamayacağını beyanla; Müvekkili şirketin poliçe kapsamında bir sorumluluğu olmadığını, ihbar edilen konumunda olduklarından haklarında hüküm tesis edilmemesine, karar verilmesini vekil sıfatı ile sayın mahkememizden talep ettiklerini, kabul edilmemesi halinde ise;öncelikle arz ve izah edilen nedenlerle ; Özel Güvenlik Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları gereğince davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi Esas Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Maddi Tazminat Yönünden Yapılan Yargılamada; Davacının meydana gelen olayda mağdur olduğu, meydana gelen haksız fiilin davalılardan ... tarafından yapıldığı, bu hususun ilgili ceza mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda sabit olduğu, her ne kadar ceza mahkemesi kararının hukuk hakimini bağlamayacağı kanun koyucu tarafından ortaya konmuş olsa da somut olay bakımından olgusal olarak failin ve fiilin belirlendiği, bu açıdan hukuk yargılamasının somut olayın gerçeklemesi yönünden bağlı olduğu, ilgili sigorta poliçe içeriği incelendiğinde, bina tanımı olarak; işletmenin binası ve binanın tamamlayıcısı olarak her çeşit yapının sayıldığı, teminat kapsamının istisnası olarak ruhsatlı alan/ruhstsız alan şeklinde herhangi bir ayrımın bulunmadığı, bu kapsamda iş yerinin tamamının sigortalandığının değerlendirildiği, ruhsatsız yapı ile ilgili hususunun idarenin sorumluluğunda olduğu, davacı ve davalı sigorta şirketi arasındaki ilişkinin mahiyet ve boyutu itibariyle bu tarz bir yorumlama yapmak sözleşmenin gayesi ve dürüstlük kuralına aykırı olacağı, bu sebeple davalı sigorta şirketinin sigorta sözleşmesi kapsamında sorumlu olduğu, diğer davalı ...'ın zarar veren olarak sorumluluğunun bulunduğu, diğer davalı yönetimin ise adam çalıştıranın sorumluluğu kapsamında sorumlu tutulması gerektiği, davalı yönetimin Türk Borçlar Kanunu madde 66/2'ye göre (Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.) de herhangi bir kurtuluş kanıtı da getirmediği, yine mahkememizce aldırılan kusur raporlarına göre davalıların sorumluluklarının belirlendiği de dikkate alındığında maddi tazminat yönünden talebin kabulüne karar verilmiştir. Manevi Tazminat Yönünden Yapılan Yargılamada; Davalı ...'ın davacının iş yerinin yanmasına sebebiyet verdiği, meydana gelen zarar, işletmenin ticari itibarı, meydana gelen olay sebebiyle davacının çekmiş olduğu elem ve ıstırabın oranı, paranın alım gücü, tarafların gelir durumu, hakkaniyet ilkesi ve ilgili ceza dosyası içeriği beraber değerlendirildiğinde talebin kabulüne karar verilmiş; Davanın KABULÜ İLE; Davacının maddi zararı sebebiyle belirlenen 1.328.446,84 TL'nin davalı sigorta şirketi (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla 198.317,23 TL'den sorunlu olmak aydıyla) ve diğer davalılardan temerrüt tarihi olan 24/08/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Manevi tazminat talebinin kabulü ile; 150.000,00 TL manevi tazminatın davalıl ...'tan temerrüt tarihi olan 24/08/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsili ile davacıya verilmesine, " şeklinde hüküm kurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı .... Sigorta A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemenin, davacının taleplerini bir bütün olarak değerlendirip zamanaşımı itirazlarını karşılamayarak, muacceliyet tarihinden itibaren geçen süreyi hesaplamadan hüküm kurduğunu, somut olayda itfaiye raporu ve ceza mahkemesi dosyasıyla sabit olduğu üzere, ...’ın tutuşturucu ve hızlandırıcı maddeler kullanarak yangını başlattığı, yangını görmesine rağmen ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediği ve olay yerinden koşarak uzaklaştığı tespit edildiğini, bu denli ağır bir kasti fiilin, müvekkil sigorta şirketinin poliçe ile üstlendiği yangın rizikosunun mahiyetini değiştirdiğini, ...’ın eyleminin, illiyet bağını kesen "üçüncü kişinin ağır kusuru" kapsamında değerlendirilmeli ve müvekkil şirket yönünden davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, davacının, ruhsatsız ve yangın güvenliği standartlarına aykırı şekilde inşa ettiği bu yapılar, yangının yayılma hızını artırmış ve söndürme çalışmalarını güçleştirdiğini, Yerel mahkemenin tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporları, sigorta hukukunun temel prensipleri olan "zenginleşme yasağı", "gerçek zarar ilkesi" ve "eksik sigorta" müesseselerini hatalı yorumladığını, tüm bu nedenlerle Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi’nin Esas ve Karar sayılı, usul ve yasaya açıkça aykırı olan kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve davanın müvekkil şirket yönünden reddine karar verilmesini, öncelikle davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine karar verilmesini, mahkemece aksi kanaatte olunması halinde, poliçe limitleri, ruhsatsız yapıların teminat dışı olması, kamu ödemelerinin mahsubu ve teknik hesaplama hataları gözetilerek hükmün müvekkil lehine bozulmasını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve beyan etmiştir. Davalı ... Sitesi Yöneticili vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin görev itirazlarının yeterli ve denetlenebilir gerekçeyle karşılamaksızın esasa girerek hüküm kurmasının, usul hukuku bakımından sakatlık oluşturduğunu, ilk derece mahkemesinin yargılama boyunca ileri sürülen tüm kat maliklerine yöneltilmesi gereken dava-yöneticinin temsilci olması-hükmün kime karşı kurulacağı itirazlarının dosyaya uygun biçimde tartışmadığını, bu yönüyle gerekçenin yetersiz kaldığını, davacının kat maliki olması nedeniyle yönetim aleyhine açtığı davada en azından davacının kendi payına düşen kısım bakımından hukuki yarar/dinlenebilirlik yönünden değerlendirme yapılması; bu yön tartışılmadan verilen kabul kararının kaldırılması ve yönetim yönünden davanın bu kapsamda reddi (veya tazminatın davacı payı dışındaki kısmı yönünden değerlendirilmesi) gerektiğini, Maddi tazminatın; bilirkişi raporlarındaki kalemler esas alınarak taşınmaza/bina/tesisat kalemleri ile davacıya ait makine/ekipman ve emtia/stok kalemleri şeklinde ayrıştırılmasının gerektiğini, olayın meydana geliş biçimi (duvardan atlayarak izinsiz alan değiştirme, rapor özeti kapsamında tutuşturucu/hızlandırıcı kullanımı, yangına rağmen 9 dakika ihbar gecikmesi) birlikte değerlendirildiğinde, fiilin güvenlik hizmetinin ifasıyla gaye–görev bakımından bağlantısı kurulamadığından, TBK m.66 kapsamında istinaf eden ... Sanayi Sitesi Yöneticiliği aleyhine maddi tazminatta müşterek ve müteselsil sorumluluk tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesinin kısmi davanın artırılan kısmı için de olay tarihinde faiz yürütmek suretiyle istinaf eden aleyhine ölçüsüz ve öngörülemez bir faiz yükü doğurduğunu, tüm bu nedenlerle Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 23/01/2026 tarih, ... Esas, ... Karar sayılı ilamının davalı vekil eden .... Sanayi Sitesi Yöneticiliği lehine kaldırılmasına, öncelikle kamu düzenine ilişkin itirazları doğrultusunda (görev/taraf ehliyeti/husumet/hukuki yarar) usulden değerlendirme yapılarak davanın istinaf eden yönünden reddine (ve/veya görevsizlik kararı verilmesine), Esasa girildiği takdirde; TBK m.66 koşulları oluşmadığından davalı vekil eden ... Sanayi Sitesi Yöneticiliği yönünden ESASTAN REDDİNE, en azından; paylı mülkiyet/pay oranı (3/8) sınırlaması, davacının kat maliki olması nedeniyle hukuki yarar/dinlenebilirlik, zarar hesabı, AFAD ödemesinin mahsup/denkleştirilmesi, ıslah-zamanaşımı ve faiz başlangıcı yönlerinden eksik inceleme bulunduğundan kararın kaldırılmasına ve yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına / yeniden hüküm kurulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Mahkemece verilen karar, davalılardan ... Sigorta ve ... tarafından aşağıda incelenen yönlerden istinaf edilmiştir. Dava, davalı sigorta yönünden iş yeri sigortası sözleşmesinden, diğer davalılar bakımından ise adam çalıştıranın sorumluluğuna yönelik oluşan yangın nedeniyle zararın tazminine yönelik maddi tazminata ilişkin davadır. - Davalı ...'ın göreve ilişkin itirazında; 11.10.2013 dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı açıkça düzenlenmiştir. (Bkz. Yargıtay 17. HD 2019/1979 Esas, 2020/6133 Karar sayılı ilamı) Buna göre davalılardan sigorta ile davacı arasında işyeri sorumluluk sigortası yapıldığına, bu kapsamda mutlak ticari dava bulunduğuna göre davaya Ticaret Mahkemesinde bakılmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. - Davalılardan .... ve sigortanın zamanaşımı itirazında; Haksız fiillerde zamanaşımı ise, Borçlar Kanunu’nun 72.maddesinde ayrıca düzenlenmiştir. TBK nın 72 maddesinde haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararın tazmini istemi ile açacağı davaların, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu belirtilmiştir. Bu düzenlemeye göre "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere, haksız fiillere uygulanacak üç ayrı zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 2 yıllık kısa süreli zamanaşımı; fiilin ‘vukuundan’ itibaren işleyecek 10 yıllık kesin süreli zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda suç oluşturduğu durumlarda uygulanacak olan uzamış ( ceza davası) zamanaşımı süreleridir. TBK'nun 72.maddesinin 1.fıkrasına göre, haksız fiil nedeniyle tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve haksız eylemi öğrenmesinden itibaren başlayacak ve iki yılda zamanaşımına uğrayacaktır. Burada önemli olan zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmektir. Öğrenebilecek durumda olmak zamanaşımının işlemeye başlamasına sebep olmaz. Zarar ve sorumludan hangisi daha sonra öğrenilirse, zamanaşımı son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar. Eğer zarara uğrayan tüzel kişi ise, dava açmaya yetkili organın öğrenmesi dikkate alınır. İki yıllık sürenin başlaması için zarar görenin, zarar ile birlikte tazmin borçlusunu da öğrenmiş olması gerekir. Kusur sorumluluğunda fail, kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülen kişinin öğrenilmesi gerekir. TBK'nun, 72/2. fıkrasında düzenlenen ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için öncelikle; zarar veren eylemin Ceza Kanunu ya da ceza hükmü taşıyan özel kanunda suç olarak düzenlenmiş olması gereklidir. Özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda TBK'nun 72.. maddesinde öngörülen zamanaşımı uygulanmak gerekir. Öğretide ve yargısal inançlarda, TBK’nun m.72/2’deki hükmünün anlam ve amacı şu şekilde açıklanmaktadır: Haksız fiillerin bir kısmı, sadece özel hukuk açısından değil, ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlar bakımından da sorumluluğu gerektirir. Haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin mantık dışı olacağı kuşkusuzdur. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlarda suç teşkil ediyorsa ve bu yasalarda, bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin edilmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Bu hususa, 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Zira, ceza davasının zamanaşımı "suçun türüne göre değişmekle beraber" çoğunlukla, TBK'nun m. 72/l'deki özel hukuk zamanaşımından daha uzundur. O halde, fail hakkında açılmış bir ceza davası devam eder ve fakat o davaya şahsi davacı olarak zarar görenin katılma imkanı sağlanmaz ya da o uzun süreye denk olarak hukuk mahkemesinde ( hele ceza davası devam ederken ) tazminat davası açmasına izin verilmezse, denge bozulmuş olur. 2918 sayılı Kanunun anılan madde hükmünde, gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece eylemin Ceza Kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında, fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Somut olayda, davacının yaralanmış olduğu kaza vardır. Dava dilekçesindeki açıklamalara ve belirtmeye göre dava belirsiz alacak davası olmayıp HMK 109.maddesinde düzenlenen "kısmi alacak davası"dır. Kısmi davada zaman aşımı talep edilen miktar yönünden kesilir. Kısmi davada, zamanaşımı yalnızca dava açılan kısım için kesildiğinden ve geriye kalan meblağ için işlemeye devam ettiğinden, ıslâhla arttırılacak miktar için de zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; davalılardan ... yönünden kasten yangın çıkarma suçundan mahkumiyet kararı verildiği, davanın haksız fiile ilişkin olup ceza davasına konu olaydan kaynaklandığından gerek dava ve gerekse de ıslah tarihi itibariyle uzamış 8 yıllık ceza zamanaşımı süresi dolmadığı gibi; davalılardan sigorta bakımından da ıslaha yönelik zamanaşımı defi de bulunmadığından buna ilişkin itirazların reddi gerekmiştir. - Davalı sigortanın sorumluluğa yönelik itirazında; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1429. maddesi sigortacı aksine sözleşme yoksa sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür. Sigorta ettiren, sigortalı ve tazminat ödenmesini sağlamak amacıyla bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişiler rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep oldukları takdirde sigortacı tazminat borcundan kurtulur ve aldığı primleri geri vermez hükmünü amirdir. Yine 1412. maddesi de kanunda sigorta ettirenin bilgisine ve davranışına hukuki sonuç bağlanan durumlarda sigortadan haberi olması şartı ile sigortalının, temsilci söz konusu ise temsilcinin can sigortalarında da lehtarın bilgisi ve davranışı dikkate alınır düzenlemesini içermektedir Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmalleri sonucu oluşan rizikolar herhalde teminat kapsamındadır. Kasıtlı davranışlar sonucu meydana gelen rizikoların teminat kapsamı dışında kalması için kanun koyucu rizikoyu gerçekleştiren kişilerin hukuki statüleri ve rizikoyu gerçekleştirmekteki amaçlarına göre bir ayrım yapmış ve bu doğrultuda ortaya çıkan rizikonun teminat kapsamında olup olmayacağını belirlemiştir. Türk Ticaret Kanunu'nun 1429. maddesinin birinci fıkra ikinci cümlesi mutlak emredici nitelikte olup aksine sözleşme yapılması mümkün değildir. Somut olayda sigortaya konu yangının davacı sigortalının herhangi bir hukuki sorumluluğunun bulunmadığı, üçüncü kişi konumundaki güvenlik görevlisi tarafından kasten gerçekleştirilmiş bulunması nedeniyle davalı sigortanın davaya konu olayın teminat dışı kaldığı itirazının yerinde olmadığı görülmüştür. (Bkz. aynı yönde emsal Yargıtay 4. HD 2022/14953 Esas, 2025/17218 Karar sayılı ilamı) - Davalı ....'ın hukuki sorumluluğa dönük itirazında; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 49. Maddesinde; Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Düzenlemesi mevcuttur. Haksız fiil sorumluluğunun ortaya çıkabilmesi için gerekli olan ikinci koşul, zarara sebebiyet veren hukuka aykırı fiilin, fail tarafından kusurlu olarak yapılmış olmasıdır. Kusur, hukuk düzeninin kurallarının bilerek ve isteyerek yada ihmal sebebiyle ihlal edilmesi gerekecektir.Kusurun kanunlarımızda tanımı yapılmamıştır. Uygulama ve öğretide kabul görmüş tanıma göre; kusur, hukuk düzenince kınanabilen davranıştır. Kınamanın nedeni, başka türlü davranma olanağı varken ve zorunlu iken, bu şekilde davranılmayarak, bu tarzdan sapılmış olmasıdır. Kısacası; kusur, genel tanımıyla, hukuk düzeni tarafından bir davranış tarzının kınanması olup; bu kınama, o davranışın belirli koşullar altında bireylerden beklenen ortalama hareket tarzından sapmış olmasından kaynaklanır. Ceza davasında hükme dayanak yapılan maddi olgularla ve özellikle eylemin hukuka aykırılığını ve failini belirleyen, mahkumiyet kararının bu yönlerinin hukuk hakimini bağlayacağı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayini hususundaki kararın hukuk hakimini bağlamayacağı hususlarının doktrinde ve Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında kabul edilmekte olduğu, bunun yanında, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararının, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşıdığı, (YHGK'nın 23.01.1985 gün ve 1983/10-372 esas, 1985/21 karar sayılı ilamı) ceza mahkemesinin, uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle, olayın varlığına ve sanık tarafından işlendiğine ilişkin maddi olgular hakkındaki kesinleşmiş saptamasının, aynı konudaki hukuk mahkemesinde de kesin hüküm oluşturacağı, bunun nedeninin, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin hukuk hakiminden çok daha elverişli bir konumda olmasından kaynaklandığı, (Mustafa Çemberci, Hukuk Davalarında Kesin Hüküm, 1965, s. 22 vd; Turgut Uygur, Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1, S. 844; YHGK'nın 28.03.2012 gün ve 19-24 esas, 243 karar sayılı ilamı) böylece, kural olarak hukuk hakiminin ceza yasasındaki hükümlerle ve ceza hakiminin kararıyla bağlı tutulmadığı, ancak ceza yargılamasındaki mahkumiyet kararı, kusurun takdiri ve zarar tutarının saptanması konusunda hukuk hakimini bağlamaz ise de; mahkumiyet kararı, eylemin haksızlığını ve sanık tarafından işlendiği hususları hukuk hakimini bağlayıcı niteliktedir. Türk Borçlar Kanunu 50. Maddesi, “Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.” Türk Borçlar Kanunu 52. maddesi, “Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.” Adam çalıştıranın sorumluluğu olay ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 66. maddesinde ;adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. BK'nun 55/1.maddesine göre; ''Başkalarını istihdam eden kimse, mahiyetinde istihdam ettiği kimselerin ve amelesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan mesuldür. Şu kadar ki, böyle bir zararın vukubulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat ederse mesul olmaz.'' ( TBK m.66 ) Borçlar Kanununun 55.maddesi hükmü gereğince adam çalıştıranın sorumlu tutulabilmesi için; zararın çalışanın hukuka aykırı eyleminden doğması ve zarar ile çalışanın eylemi arasında uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir. Sorumluluk Hukukunun önemli ögelerinden biri de zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunmasıdır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda kusursuz sorumlu olan kişi sorumlu tutulmayacaktır. Teoride ve uygulamada; mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru ile illiyet bağı kesilir ve kusursuz sorumlu olan kişi sorumluluktan kurtulur. Adam çalıştıran, görülecek işe uygun fikri, mesleki bilgi ve yeteneklere sahip bir kişi seçmekle yükümlüdür. Seçeceği yardımcı kişinin göreceği iş için vasıflı, yeterli eğitim görmüş, yeni bilgi, yöntem ve tekniği, özümsemiş ve izlemiş olmasını arayacaktır (Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Prof. Fikret Eren, Cilt: 2-4 bası, sh.160). (HGK. 15.06.1994 gün ve 11-178 K.). Davalının bu en basit tedbirlere başvurmaması objektif özen görevini açıkça kötüye kullandığını kanıtlayan deliller olarak görülmelidir. Davalı, adam çalıştıran sıfatıyla sorumluluktan kurtulabilmesi için, gerekli özeni göstermiş olması halinde de zararın gerçekleşeceğini ispat etmesi icap etmesi gerekecektir. Bilindiği gibi adam çalıştıranın sorumluluğu bir kusur sorumluluğu olmayıp, olağan sebep sorumluluğudur. Burada yasa adam çalıştırana genel nitelikte objektif bir özen yükümlülüğü, bir gözetim ödevi yüklenmiştir. Adam çalıştıranın sorumluluğu kendisinin veya emrinde çalışan yardımcı kişinin kusurlu olup olmamasına bakılmaksızın, kusurdan bağımsız olarak doğmaktadır. Sorumluluğun doğması için objektif özen yükümlülüğünün ihlaliyle meydana gelen zarar arasında, uygun illiyet bağının bulunması yeterli kabul edilmiştir. UYAP istemi üzerinden yapılan kontrolde davalı ...'ın DİĞER DAVALI OLAN ... SANAYİ SİTESİ'NDE 06/07/2012-26/08/2018 TARİHLERİ ARASINDA HİZMET SÖZLEŞMESİ KAPSAMINDA ve olay tarihinde sigortalı olarak çalıştığı, yangının davalı ...'ın görevli olduğu saatte ve davacıya sigortalı olan şirket dışında dava dışı .... isimli iş yerinde çıkardığı yangın nedeniyle davacı şirkete sigortalı iş yerinde de yangın çıktığı, davalı ... hakkında Konya . Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Es... Kar. Sayılı dosyasından kamu davası açıldığı ve davalının kasten yangın çıkarmak suçundan mahkumiyetine karar verildiği, davalı sanayi sitesi'nin objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmediği, oluşan zarar ile uygun illiyet bağının bulunduğu, davalının gerekli özeni göstermiş olması halinde de zararın gerçekleşeceği yönünde herhangi bir delil sunmadığı, bu nedenle 6098 sayılı TBK'nun 66.maddesi kapsamında oluşan zarardan sorumluluğunun bulunduğu anlaşılmaktadır. TBK'nun 66. Maddesi uyarınca adam çalıştıran, çalışanının işin görülmesi sırasında üçüncü kişilere verdiği zarardan, gerekli özeni gösterdiğini ispat etmediği sürece sorumludur. Nitekim Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da adam çalıştıranın sorumluluğunun kusura değil objektif özen yükümlülüğüne dayandığı, illiyet bağının varlığının sorumluluk için yeterli olduğu vurgulanmaktadır. Somut olayda da, davalı ...'ın olay tarihinde diğer davalı ... Sanayi Sitesi'nde sigortalı olarak çalıştığı, yangını kasten çıkardığı saatlerde ilgili sanayi sitesinde görevli olduğu, hakkında Konya . Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılarak kasten yangın çıkarması nedeniyle mahkumiyet aldığı, yangının ilk olarak dava dışı işyerinde başlaması nedeniyle davacı şirket sigortalısının da hasar oluştuğu sabittir. Bu durumda davalı ... Sanayi Sitesi yönetiminin objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmediği ve zarar ile illiyet bağının bulunduğu açıktır. Davalı yönetim, gerekli özeni gösterdiği yönünde ilgili dosyaya hiçbir delil sunmamış olup TBK 'nun 66. Maddesi kapsamında sorumluluğu doğmaktadır. İtiraz yersizdir. (Bkz. Aynı yönde Dairemizin 2025/2869 Esas, 2025/3049 Karar sayılı ilamı) -Davalı ... vekilinin faiz başlangıcına yönelik itirazlarında; Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Yani, 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına dava/olay (isteme göre) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerektiğinden, mahkemece isabetli şekilde olay tarihlerine göre ıslah edilen miktara da istem nazara alınarak olay tarihinden itibaren faiz işletilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. - İstinaf eden davalıların zarara ve buna ilişkin bilirkişi raporlarına yönelik itirazlarında; Hükme esas alınan zararın belirlenmesine ilişkin bilirkişi raporlarında davacının da istinafı bulunmadığı gözetilerek belirlenen zarar miktarının ve davalı sigortanın sorumluluğu kapsamına giren tutar bakımından bilirkişi raporlarının ve sigorta ekspertiz raporunun birbirine paralel mahiyette olup davalılar aleyhine çelişki bulunmadığı, sigorta poliçesindeki sovtaj, eksik sigorta gibi hususlarının doğru biçimde nazara alındığı gibi işyerindeki emtia, eşya ve sair muhteviyatın da sigorta kapsamında bulunmaması nedeniyle poliçenin özel şartlar bölümünde yer alan, "açıkta ve sundurmu altında bulunan emtia ve muhteviyata yönelik teminat dışı klozunun" da olayda uygulanma kabiliyetinin olmaması sebebiyle buna ilişkin davalı sigortanın itirazının da yersiz olduğu anlaşılmakla, neticeten bu hususlara ilişkin itirazların da reddi gerekmiştir. Ancak; itirazlardan olarak, davaya konu yangın olayı nedeniyle Afad tarafından davacıya bir kısım ödeme yapıldığı dosya kapsamından görülmekle birlikte, bu ödemenin hangi kapsamda ve ne için ödendiği tam olarak araştırılıp karar yerinde tartışılmadığı, bilirkişi raporlarında da değerlendirilmediği görülmekle, bu hususun araştırılarak gerekirse bilirkişi heyetinden ek rapor da alınarak, bu kapsamda varsa bir ödemenin zarar miktarından mahsubunun gerekip gerekmediği değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve gerekçe ile yazılı biçimde karar verilmesi isabetsiz olduğundan, buna yönelik davalıların itirazının kabulü ile davalılardan ...'in istinafının bulunmaması nedeniyle davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hak da göz ardı edilmeksizin yargılama yapılarak yeniden karar verilmesi için kararın kaldırılarak dosyanın mahkemesine gönderilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalılar ... Sanayi Sitesi Yöneticiliği ve .. Sigorta A.Ş vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf eden davalılar tarafından yatırılan, başvurma harcı dışında kalan, istinaf karar harcının talep halinde davalılara iadesine, 4-İstinaf eden davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 7-Konya .İcra Dairesinin .. Esas sayılı dosyasına davalılar tarafından sunulan; .... numaralı, 530.000,00 TL bedelli teminat mektubunun İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.26/06/2026
Başkan
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Katip
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.