Karar metni
Kaynak sistemden alınan tam metin, değiştirilmeden gösterilir.
T.C. ADANA BAM 9. HUKUK DAİRESİ T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/539 KARAR NO : 2026/2057
TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİKARARI
BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 23/12/2021 NUMARASI : 2018/428 Esas - 2021/790 Karar
DAVACI : ... - VEKİLLERİ : Av. ... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 02/07/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 02/07/2026 ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/12/2021 tarihli ve 2018/428 Esas- 2021/790 Karar sayılı kararı aleyhine davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkili şirkette 06/04/2009 tarihinde üretim müdürü olarak işe başladığını, 15/02/2016 tarihinde kendi isteği ile şirketten ayrılıncaya kadar çalıştığını, bu süre içerisinde müvekkili şirketin tüm üretim, pazarlama, teknik imalat ve müşteri portföyü konusunda her türlü bilgiye sahip olduğunu, davalı ile imzalanmış olan sözleşmenin 10.maddesi gereğince 818 sayılı BK.nun 348.vd. maddelerinde belirtilen Rekabet yasağı kapsamında davalının, sözleşmenin sona ermesinden itibaren 10 yıl süre ile müvekkili şirketin faaliyet alanı ve sınırlı bir şekilde kauçuk sızdırmalık elemanları, kauçuk ve plastik kalıpları, yağ keçeleri, otomotiv elastomer aksamları, ev iş makinaları elastomer aksamlar alanlarında hiçbir şekilde rekabete neden olabilecek bir işyeri kuramayacağı gibi aynı faaliyet dalında herhangi bir firmada çalışma yasağına tabi olduğunu, davalının sözleşmeye uymayarak şirket kurduğunu, müvekkili şirkete kasıtlı olarak zarar vererek tüm müşterilerine doğrudan teklifler ile firmanın zarar etmesine çalıştığını, 2015-2017 yıllarında ciro kayıplarının ciddi boyutlara ulaştığını, davalının rekabete neden olacak davranışlarda bulunduğu her ay için 5.000,00 USD cezai şart ile tüm zararları ödemeyi kabul ettiğini, ayrıca davalının hile ile ele geçirdiği malzeme ve ticari ahlaka sığmayan karalama ve gerçek dışı beyan ve davranışları içeren haksız rekabeti sonucu bir kısım firmalarla ticari ilişkisinin sonlandığını ileri sürerek, rekabet yasağı ihlali nedeniyle aylık 5000 USD den, 14 aylık cezai şart tutarı olan 70.000 USD nin ve haksız rekabet nedeniyle fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00.TL belirsiz alacağın davalıdan tahsiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde belirtilen hususların tümünün asılsız ve gerçeğe aykırı olduğunu, imzalatılan sözleşmenin içeriğindeki hükümlerin tümünün geçersiz olduğunu, müvekkilinin sözleşmenin sona ermesinden sonra 10 yıl süreyle hiçbir bölgede kauçuk, sızdırmazlık elemanları, kauçuk ve plastik kalıpları, yağ keçeleri, otomotiv elastomer aksamları, ev ve iş makineleri elastomer aksamlar alanında çalışmamasının bir rekabet etmeme koşulu değil, kelepçeleme sözleşmesi niteliğinde olduğunu, müvekkilinin 20 yıldır kauçuk üzerine çalıştığını ve bu işten para kazandığını, başka yapabileceği bir işi ya da mesleği bulunmadığını, müvekkilinin davacı şirketten hiçbir teknik bilgi ve veriyi alma ihtiyacının olmadığını, davacı şirket tarafından dayanılan sözleşme ve içeriği hükümlerin geçersiz olduğunu savunarak davanın reddi istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN KARAR ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesi kararında özetle; "...Taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre "... hiçbir bölgede..." ibaresi bulunduğundan "hiçbir bölgede " ifadesi TBK'nun 445/2 maddesine göre yukarıdaki Yargıtay kararı çerçevesinde TBK'nun 445/1 hükmüne uygun şekilde davacının fiilen faaliyet gösterdiği coğrafi alan ile sınırlı olacak şekilde uyarlanması gerekmektedir. Davalının daha sonradan kurduğu şirket olan ..., Metal Plastik İth. İhr. San ve Tic Ltd Şti. ...'da olduğundan bu husus TBK 445/2 .maddesine göre mahkememizce uygun bulunmuştur. Yine sözleşmede kararlaştırılan "...10 yıl süreyle...." ibaresi TBK'nun 445/1 maddesine aykırılık teşkil ediyorsada TBK'nun 445/2 maddesine göre söz konusu aykırılık sözleşmenin tamamen geçersizliğine yol açmamakta , "sözleşmenin sona ermesinden sonraki 2 yıl için geçerli olacağı" şeklinde mahkememizce uyarlanmıştır. Sonuç olarak bilirkişi marifetiyle davacının ticari kayıt ve belgeleri üzerinde incelemelerin yapıldığı, tanık beyanlarına başvurulduğu, buna göre; davalının davacı şirketle aynı iştigal alanında faaliyet gösteren bir başka şirkette rekabet yasağı süresi içerisinde faaliyette bulunduğu anlaşılmıştır.Bunun sonucunda sözleşmenin sona erdiği tarih 08.03.2016 tarihi olup dava tarihine kadar davalı tarafın 14 aylık çalışma süresinin bulunduğu ve sözleşmede kararlaştırılan aylık 5.000 USD cezai şart sonucu 70.000 USD cezai şart bedeli talebinin yerinde olduğu anlaşılmıştır.Ancak rekabet yasağına ilişkin taahhütnamede rekabet yasağına aykırı davranış halinde davalının aylık 5.000 USD cezai şart ödeyeceği kararlaştırılmış ise de sözleşmede davalı tarafın aylık ücretinin TL cinsinden kararlaştırılmasına rağmen cezai şartın USD cinsinden kararlaştırıldığı, kararlaştırılan cezai şartın ülkenin ekonomik şartlar, yapılan işten elde edilecek aylık ve yıllık kazanç hususundaki genel hayat tecrübesi, cezai şartın ve rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğini sonlandıracak mahiyette olmaması gerektiği ve hakkaniyet ölçüleri nazara alındığında fahiş olduğu, bu nedenle TBK 182/1 maddesine göre taraflar ceza koşulunun miktarını belirlemekte serbest olsa da aynı maddenin son fıkrasına göre hakim aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirebileceği düzenlendiğinden taktiren 7/10 oranında indirim yapılması gerektiği kanaatine varılarak davacının davalı aleyhine talep ettiği cezai şartın kısmen kabul kısmen reddi ile, 21.000 USD cezai şartın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Ayrıca davacı vekili davalının bu eylemeleri ile zarara uğradığını bu sebeple davalıdan tazminat talep etmiştir. İncelenmesi gereken husus cezai şart yanında tazminat talep edilip edilemeyeceğidir. Yargıtay 11.H.D 2020/3499 Esas 2020/5703 Karar sayılı ilamına göre " Cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaat ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevk etmektir. Cezai şart, asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güder. Bu bakımdan cezai şart, kuvvetlendirilecek asıl borcun mevcut olmasını gerektirir. Asıl borç yoksa cezai şart da söz konusu olamaz. Bu niteliği itibariyle cezai şart asıl borca bağlı fer'i bir borçtur. Asıl borç, mevcut ve geçerli ise, cezai şart da borç doğurur. Asıl borç sona ermiş ya da geçersiz doğmuşsa, cezai şart bağımsız bir borç oluşturamaz. Cezai şart, asıl borcun bağlı olduğu şekle tabidir. Asıl borç bir geçerlilik şekline bağlanmışsa, cezai şartın borç doğurabilmesi aynı şekilde kararlaştırılmış bulunmasına bağlıdır. Ancak, geçerlilik şekline bağlı olan bir sözleşme bu şekle uygun olarak yapılmadığı halde, şekle aykırılığı ileri sürmenin dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaması nedeniyle dinlenmediği hallerde, sözleşme geçerli sayıldığından, onun fer’i niteliğinde olan cezai şart da geçerli sayılacaktır. Cezai şartın fer’ilik niteliği asıl borca bağlı olduğu sürece devam eder. Başka bir anlatımla cezai şartın fer’iliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder. Borçlu, borca aykırı davrandığında cezai şart muaccel hale geldiğinden artık fer’i değil, asli (bağımsız) bir alacak niteliğini kazanır. Cezai şart, sağlararası hukuki işlemlerde ve özellikle sonuçlarını hayatta doğuran sözleşmelerde kararlaştırılır. (Bkz.Tunçomağ Kenan; Türk Borçlar Hukuku I.Cilt Genel Hükümler İstanbul 1976 Sh.853 vd., Eren Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 5.Bası, Cilt 2 Sh.1169-1171; Kılıçoğlu M.Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 4.Bası Sh.575-577; Reisoğlu Safa; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 12. Bası Sh. 362.) 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinin başlığı “cezai şart” iken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar öğretide ortaya atılan kavramlara göre seçimlik ceza koşulu (TBK. md. 179/I), ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/II) ve ifayı engelleyen ceza koşulu (dönme cezası) (TBK md. 179/III) dur. TBK'nın 179/II maddesine göre; “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.”anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. Buna öğretide “taleplerin birleşmesi” veya “toplanması” denmektedir. TBK, “borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur. Bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde TBK'nın 179/II. md. değil, 179/I. md. hükmü uygulanacaktır. Zira, Kanun, 179. maddenin ikinci fıkrasında bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir. TBK'nın 179/II. md. hükmü emredici yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan taraflar, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabilirler. (Bkz. Tunçomağ Kenan; age sh. 875 vd.; Eren Fikret age sh. 1173 vd. ; Kılıçoğlu M. Ahmet age sh. 579 vd.; Günay Cevdet İlhan, Cezai Şart Ankara 2002 sh. 83 vd.; Uygur Turgut; Açıklamalı – İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, İkinci Cilt 1990 sh. 740) TBK.'nın 179/II. maddesine göre, iki halde alacaklı, ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz. Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez." şeklindedir.Taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde ".... aksi takdirde işverene, kendi namına çalıştığı veya başkası adına çalışmış olduğu her ay için 5.000 USD cezai şartı ödemeyi ve ayrıca işverenin uğrayacağı diğer zarar ve ziyanı da işverenin kendisine yazılı bildirimden itibaren en geç on gün içinde ödemeyi şimdiden gayrikabili rücu kabul ve tahahüt eder." olarak düzenlendiğinden iş bu sözleşmede hem cezai şart hemde tazminat talep edilebileği düzenlenmiştir.Bu şekilde yapılan bir sözleşme TBK 179/2 maddesine göre ifaya eklenen cezai şart düzenlemesi içermektedir.Bu sebeple bilirkişi raporunda hakların yarışması ilkesi gereği davacının hem cezai şart hemde tazminat talep etmesinin aynı anda mümkün olmadığı şeklinde görüş belirtilmiş ise de mahkememizce bu görüşe yukarıda açıklandığı üzere olayda ifaya eklenen cezai şart mevcut olduğundan itibar edilmemiştir. TBK 180/1 maddesine göre "Alacaklı hiç bir zarara uğramamış olsa bile , kararlaştırılan cezanın ifası gerekir."180/2 maddesine göre " Alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan ceza tutarını aşıyorsa alacaklı , borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe aşan miktarı isteyemez" düzenlemesi vardır. Haksız rekabet sebebiyle tazminat talep edilebilmesi için hukuka aykırı bir fiil, failin kusuru, zararın bulunması ve haksız rekabet fiili ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması şarttır. Haksız rekabet sebebiyle uğradığı zararın tazminini talep eden kimse , uğradığı zararı ispat ile yükümlüdür ve tazminat olarak ispat edebildiği zararını talep edebilir.Davacının zararı , fiili zarar ve yoksun kaldığı kardır. Davacı taraf davalı tarafın şirketten ayrıldıktan sonra mallarını kötülediğini, davacı taraf işçileri ve personellerini ayartarak kendi şirket bünyesine aldığını, iş sırlarını ifşa ettiğini, yurt içinde ve yurt dışındaki müşterilerin davalı ayrıldıktan sonra davalıyla çalışmaya başladığını iddia ederek yoksun kaldığı karı ve zararını talep etmiştir.Davacı tarafın davalı taraf işten ayrıldıktan sonra bir miktar ciro kaybına uğradığı davacı tarafın incelenen ticari defterlerinden anlaşılmış ise de bu ciro kaybının sebebinin davalı taraf eylemleri olduğunun , bu hususta davalının kusurlu olduğunun davacı tarafça ispat edilmesi gerekir. Ancak davacı tarafça bu hususlar ispat edilemediğinden ve davacı taraf ciro kaybı ile davalı taraf eylemleri arasında illiyet bağı kurulamadığından davacı tarafın tazminat talebinin ispatlanamadığından reddine karar verilmiştir. Ceza şart yönünden davalı taraf her ne kadar kendisini vekil ile temsil ettirmiş ve dava kısmen reddolunmuş ise de; sözleşmedeki cezai şart nedeniyle davalının ekonomik olarak mahfına yol açacağından cezai şarttan hakkaniyet indirimi yapılarak hüküm kurulduğundan davacı taraf aleyhine vekalet ücreti takdir edilmesine yer olmadığına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ..." şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır. DAVALI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin bilirkişi raporunun hatalı değerlendirdiğini, itirazları karşılayacak ek rapor almadığını, rekabet yasağı sözleşmesinin baskı altında imzalatıldığını, çalışma özgürlüğüne aykırı olduğunu ve geçersiz olduğunu, müvekkilin davacı şirkette müşteri çalmadığını, ticari sır kullanmadığını, şirketin zararına neden olduğunun ispatlanamadığını, davacı şirketin ciro kaybının müvekkilden değil şirketin kendi ticari ve yönetimsel sorunlarından kaynaklandığını iddia edildiğini, tanık beyanlarının ve dosyadaki mali verilerin mahkemece gereği gibi değerlendirilmediğini ileri sürerek, yargıtay kararlarına dayanılarak rekabet yasağının ancak işvererin önemli zararını doğruracak somut ticari sır veya müşteri çevresinin kullanılması halinde uygulanabilceğini idddia ederek verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DAVACI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının istinaf sebeplerinin hukuken yerinde olmadığını, davalı lehine adli yardım şartlarının oluşmadığını, yargılama giderlerinden muaf tutulmasının hukuk aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun da haksız rekabeti doğruladığını, bu nedenle ceza şartının uygulanmasın yerinde olduğunu, hakkaniyet indirimi yapılacaksa, bunun makul düzeyde ve en fazla %50 oranı ile sınırlandırılması gerektiğini ileri sürek verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLER : Taraf vekillerinin beyan ve dilekçeleri ve tüm dosya kapsamı HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE : Dava, iş sözleşmesindeki rekabet yasağı hükmüne aykırılık nedenine dayanan cezai şart istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verildiği, davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunduğu anlaşılmıştır. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355.maddesi gereği, ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Mahkemenin önceki yargılaması neticesinde davanın reddine karar verildiği, davacı vekilinin istinaf talebi üzerine Dairemizin 23.10.2018 tarihli ve 2018/579 Esas-2018/840 Karar sayılı istinaf kararıyla "Tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir. (6100 sayılı HMK m.353/1-a-6) İstinaf yargılamasında ikinci derece inceleme ve değerlendirme yapılacağından, maddede geçen hiç biri ve hiç ibarelerinin, delillerin tamamının toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması şeklinde değil, davanın sonucuna önemli derecede etki edecek delilin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması şeklinde kabul edilmesi gerekir. Aksi durum iki dereceli yargılamayı tek dereceli yargılamaya dönüştürür. Delillerin hiçbiri toplanmadan ve değerlendirilmeden karar verilmesi durumu, aynı zamanda adil yargılanma hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının ihlali anlamına gelir. Bu durumda mahkemece, taraflarca dayanılan tüm deliller toplanıp, taraflarca mahkemeye bildirilen tanıklar dinlenip, davacı tarafça 2015-2017 yıllarında ciro kayıplarının ciddi boyutlara ulaştığını da iddia edildiğinden ticari defter ve kayıtlar üzerinde inceleme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, tüm deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden karar verildiği" gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece yeniden yapılan yargılamada istinaf kararı doğrultusunda tarafların delilleri topladıktan sonra yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki 06.04.2009 tarihli sözleşmenin 10.5 maddesi "Personel, iş bu belirli süreli iş sözleşmesinin her ne sebeple olursa olsun sona ermesinden sonra 10 yıl süre ile hiç bir bölgede kauçuk, sızdırmalık elamanları, kauçuk ve plastik kalıpları, yağ keçeleri alanında başka bir şirket ve kuruluşlara B....Ş.'de edindiği bilgi ve belgeleri aktarmayacağına ve işveren aleyhine kullanmayacağını, 10.1,10.2, 10.3 ve 10.4. Maddelerine uyacağına, aksi takdirde işverene, kendi namına çalıştığı veya başkası adına çalışmış olduğu her ay için 5.000.USD cezai şartı ödemeyi ve ayrıca işverenin uğrayacağı diğer zarar ve ziyanı da işverenin kendisine yazılı bildirimden itibaren en geç on gün içinde ödemeyi şimdiden gayrikabili rücu kabul ve tahahüt eder." hükmünü içermektedir. Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere göre, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, davalının, eski adı ... Ürütem ve Pazarlama A.Ş. olan ve daha sonra unvanını ... Sanayi ve Ticaret A.Ş. olarak değiştiren davacı şirkette 06/04/2009 tarihli sözleşmeyle fabrika ve üretim müdürü olarak işe başladığı, taraflar arasında aynı tarihli belirli süreli iş sözleşmesi imzalandığı, davalının 15/02/2016 tarihine kadar davacı şirkette çalıştığı, bu tarihte istifa ederek davacı şirketten ayrıldığı ve bunun akabinde 08/03/2016 tarihinde kurulan davadışı ... Metalplastik İth. İhr. San ve Tic Ltd Şti.'nin kuruluşunda 1/2 ortaklık payı ile yer aldığı, taraflar arasında imzalanan ve rekabet yasağına ilişkin düzenleme bulunduğu, hizmet sözleşmelerinde, rekabet yasağına dair hüküm bulunduğu hallerde, sözleşmenin, hem hizmet ilişkisinin devamı sürecinde geçerli bir hizmet sözleşmesi, hem de, sözleşmenin sona ermesinden sonra da yükümlülükler öngören bir rekabet etmeme sözleşmesi olduğunun kabulü gerektiği, bu nedenle, hizmet sözleşmelerinde, sadece işçi aleyhine konulan cezai şart hükmünün geçersiz olduğunu belirten TBK'nun 420. maddesinin, taraflar arasındaki rekabet etmeme sözleşmesine uygulanamayacağı, sözleşmede rekabet yasağının süresi ve uygulanacağı coğrafi bölge "...10 yıl süre ile hiçbir bölgede..." ibaresiyle belirtilmiş ise de, mahkemece 6098 sayılı TBK'nın 445.maddesi kapsamında yapılan değerlendirmede rekabet yasağı sözleşmesinin süresinin 2 yılı aşamayacağından sözleşmedeki rekabet yasağının 2 yıl için geçerli olacağı şeklindeki uyarlaması isabetli olduğu gibi, mahkemece davacı şirket ile davalının kurduğu şirketin coğrafi alan itibariyle ... İli'nde bulunduğu gözetilerek sözleşmenin geçerli olduğunun kabul edilmesinin yerinde olduğu, davalının davacı şirketten istifa ile ayrılıp, kısa süre sonra aynı faaliyet alanında davadışı şirketi pay sahibi sıfatıyla kurarak çalışmaya başladığı gözetildiğinde, davalının fabrika ve üretim müdürü olarak edindiği davacı şirkete ait ticari bilgileri kullanma ihtimali bulunduğu, bu halin ihtimalinin bile rekabet yasağı sözleşmesinde öngörülen cezai şartın uygulanması için yeterli olduğu, davalının rekabet yasağını açıkça ihlal ettiği ve davacının cezai şart alacağından sorumlu olduğu, bu durumda davacı tarafça, sözleşmenin sona erdiği tarih 08.03.2016 tarihinden dava tarihine kadar geçen 14 aylık süre için aylık 5.000,00 USD üzerinden (5.000,00.USD X 14 ay =) 70.000,00.USD cezai şart talep edilmesi mümkün olmakla birlikte 6098 sayılı TBK'nın 182/son maddesi gereğince, aşırı ceza koşulunun hakim tarafından kendiliğinden indirileceğine dair hüküm bulunduğu, mahkemece davacının cezai 70.000,00.USD tutarındaki cezai şart talebinden %70 oranında ülkenin ekonomik şartlar, yapılan işten elde edilecek aylık ve yıllık kazanç hususundaki genel hayat tecrübesi, cezai şartın ve rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğini sonlandıracak mahiyette olmaması gerektiği ve hakkaniyet ölçüleri nazara alındığında fahiş olduğu gerekçesiyle taktiren 7/10 oranında indirim yapılması gerektiğinden bahisle davacının cezai şart alacağı talebinin 21.000,00.USD üzerinden kısmen kabulüne karar verildiği, davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarına göre, davalının işten ayrılmasından sonra bir miktar ciro kaybına uğradığı tespit edilmiş ise de, bu ciro kaybının davalının rekabet yasağını ihlal etmesinden kaynaklandığı ispat edilemediğinden davacının tazminat talebinin reddine karar verildiği anlaşılmış, dosya kapsamındaki deliller ile kararın gerekçesinde dayandığı deliller dikkate alındığında ilk derece mahkemesince yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde usul ve esas bakımından hukuka aykırılık bulunmadığından, davacı vekili ile davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Yukarıda belirtilen sebeplerle İlk Derece Mahkemesi'nce verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere : 1-... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/12/2021 tarihli ve 2018/428 Esas- 2021/790 Karar sayılı kararına karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nin 353/1-b.1 maddesi uyarınca AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE, 2-a)492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gerekli 732,00.TL maktu istinaf karar harcından peşin alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30.TL maktu istinaf karar harcının davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA, b)492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gerekli 5.035,12.TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 1.258,78.TL harcın mahsubu ile bakiye 3.776,34.TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA, 3-6100 sayılı HMK'nin 326/1 maddesi gereğince taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilgili masrafı yapan taraf üzerinde BIRAKILMASINA, 4-6100 sayılı HMK'nin 330. maddesi gereğince inceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 5-6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının kararın kesinleşmesi halinde İlk Derece Mahkemesi'nce İADESİNE, 6-Kararın DAİREMİZCE taraflara TEBLİĞİNE, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 7036 sayılı Kanunun 7'nci maddesi yollamasıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 361'inci maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 02/07/2026 tarihinde oy birliğiyle ile karar verildi.
... Başkan ... ¸
... Üye ... ¸
... Üye ... ¸
... Katip ... ¸