Karar metni
Kaynak sistemden alınan tam metin, değiştirilmeden gösterilir.
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:08/07/2026 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİKARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:ANTALYA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ:16/02/2026 KONUSU:İtirazın İptali GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:08/07/2026
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İcra takip konusu sözleşme ile ... Yapı Kooperatifine ait ... hissesinin davacı alacaklı tarafından satın alınan Antalya İli ... İlçesi ... Caddesi No.... nolu dairenin tapusunun alacaklı davacıya teslimi ve karşılığında borçlu ...'a ait Konya ... İlçesi ... Mahallesi ... Sokak No:... nolu daireye ipotek konulması konusunda anlaşıldığını, borçlunun sözleşmeye uymayarak süresi içinde tapunun davacı alacaklıya teslim edilmediğini, davacının da sözleşmede yer alan cezai şarta ilişkin olarak Antalya 14. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası ile takip başlattığını ancak davalının kötüniyetle borca itiraz ettiğini, davalının eşi ...'ın Kooperatif Başkanı iken davacının olayına benzer olaylarla bir çok kişiyi mağdur ettiğini ve bu mağduriyetlerden dolayı da hakkında hem ceza hem de hukuk davaları olduğunu, davacının mağduriyetine ilişkin olarak Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas ... Karar sayılı kararının ekte sunulduğunu, davalının geçerli bir ödeme belgesi sunamadığını beyan ederek itirazın iptali ile takibin devamına ve %20' den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen Antalya 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Borçlu ... hakkında Antalya 13. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasıyla aleyhine yürütülen ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip taleplerinde ödeme emrinde yazılı borca itiraz edilerek takibin durdurulduğunu, itiraz ile ilgili beyanları kabul etmediklerini, itirazın haksız ve kötü niyetli olduğunu, bu nedenle davalı borçlunun borca itirazının iptaline ve takibin devamına %20'den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı vekili, Davalının eşi ...'ın ... Yapı Kooperatifi başkanlığı yaptığı dönemde, Kooperatife ait Antalya ili ... Cad. No:... nolu dairedeki ... hissesinin davacı tarafından 180.000,00-TL'ye satın alınmasına aracılık ettiğini, satış anlaşması yapılırken binanın iskanının olmadığının davacı alacaklı tarafından bilindiğini, dairede fiilen oturmaya başlamış olan alacaklının, iskansız daireyi aldığı için davacının eşiyle arasının bozulduğunu ileri sürerek davalının kooperatif başkanı olan eşine baskı yaptığını, tapu alımlarının iskandan sonra olacağı anlatılmış ise de davacı tarafın yoğun baskısı altında hisse satışından sonraki bir tarihte dava konusu sözleşmenin imzalandığını, davalının adına kayıtlı Konya ili, ... İlçesi, ... Mahallesi ... Sokak No: ... nolu daireye ipotek konularak alacaklıya tapunun devredileceği konusunda teminat verildiğini, sözleşme süresince Kooperatife ait ... hissesinin tapusunun ...'a teslim edilmesi ile de söz konusu ipoteğin kaldırılacağının kararlaştırıldığını, ayrıca sözleşme koşullarına uyulmaması halinde her iki tarafın da birbirlerine satış bedelinin %10'u oranında cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davacının da eldeki davada bu cezai şartı talep ettiğini, iskan alınabilmesi için 110.000.TL sigorta borcunun kapatılması ve iskan işlemlerinin tamamlanması gerektiğini alacaklının en başından beri bildiğini, davalının eşinin sözleşmeden 2 yıl sonra başkanlığı bıraktığını, bu süreçte sigorta borcu ödenerek tapu devri için gereken şartların oluştuğunu, iskan şartları oluşmasına rağmen yeni yönetimin iskan almadığını, bu yönetimde davacının da başkan yardımcısı olduğunu, davacının yetkisi dahilindeyken kötü niyetli olarak iskan almadığını ve sekiz yıldır dairede oturmaya devam ettiği dairenin tapusunun kendisine teslim edilemediğini, davacı tarafça hakkın kötüye kullanıldığını, davacının hisse devrinden itibaren dairede oturduğunu ve elektrik ve su aboneliklerini adına aldığını, davacının hiçbir ücret ödemeden halen aynı dairede tapusuz olsa da oturmaya devam ettiğini ve sırf kendi kastıyla tamamlanmayan işlemler dolayısıyla teslim edilemeyen tapuyu bahane ederek ipoteğin paraya çevrilmesini ve cezai şartın ödenmesini talep ettiğini, kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller, 14/01/2015 tarihli ... ay süreli sözleşme, tanık anlatımları, bilirkişi raporu, icra dosyaları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davalının sözleşme gereği üstlendiği edimini süresi içinde yerine getirmediği, yapının müteahhitliğini üstlenen davalının ve eşinin işin yapılmamasında, iskan ruhsatının alınmamasında ve nihayetinde tapunun davacıya verilmemesinde kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenlerle yukarıda yazıldığı üzere; TMK'nın 873/1. Maddesinde düzenlenen "Borç ödenmezse alacaklı, alacağını rehinli taşınmazın satış bedelinden elde etme hakkına sahiptir." hükmü gereğince davacının ipoteğin paraya çevrilmesi yönünde takip başlatmakta haklı olduğu, buna karşılık davalının icra takibine yapmış olduğu itirazın ise haksız olduğu kanaatine varılmış, birleşen davanın kabulü ile alacak likit olduğundan icra inkar tazminatının da kabulüne karar vermek gerekmiştir. Sözleşmenin 5. maddesinde sözleşme koşullarına tarafları karşılıklı olarak uymalarına; ihlali halinde her iki tarafın da birbirlerine satış bedelinin %10'una tekabül eden cezai şart ödeyeceği kararlaştırılmış olup borçlular tarafından sözleşme ile yüklenilen edim olan tapunun tesliminin gerçekleşmediğinden TBK'nın 179/1. Maddesindeki; "Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir." hükmü ve yine aynı Kanunun 180/1. Maddesindeki; "Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir." hükmü gereğince davacının cezai şart alacağına ilişkin takip başlatmakta haklı olduğu anlaşılmakla asıl davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve alacak likit olduğundan icra inkar tazminatının hükmedilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ..." şeklinde karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin kararının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının ... Yapı Kooperatifinden 180.000,00 TL bedelle bir daire satın aldığını, bu alım satıma davalı müvekkilinin eşi olan dönemin kooperatif başkanı ...'ın aracılık ettiğini, davacının daireyi satın aldığı tarihte binanın iskanının olmadığını ve 110.000 TL sigorta borcunun kapatılması sonrasında iskan işlemlerinin tamamlanacağını bilerek hareket ettiğini, genel iskanın alınamamasından kooperatif ve arsa sahiplerinin sorumlu olduğunu, müvekkilinin eşinin kooperatif başkanlığından ayrılması ve vefat etmesi nedeniyle idari ve mali işlerin yapılamadığını, mahkemenin iskanın alınamamasından müvekkilinin sorumlu tutmasının hatalı olduğunu, davacının tehditleri üzerine müvekkilinin kendisine ait Konya'daki dairesi üzerine 180.000,00 TL karşılığında teminat amaçlı ipotek koydurduğunu, müvekkilinin esas sözleşmeden dolayı borcu bulunmadığından ipotek işleminden dolayı da borcu olmadığını, genel iskanın alınamamasında kusurun müvekkillerinde değil, arsa sahiplerinin müvekkilinin şirketine yetki içeren vekaletname vermemesinden kaynaklandığını, müvekkili şirketin arsa sahipleri ve kooperatif aleyhine tapu iptal ve tescil davası açtığını, iskanın alınmamasındaki kusurun hatalı olarak müvekkiline yüklendiğini, müvekkilinin eşinin kooperatif başkanlığını bıraktığını ve iskan işlemleri ile olan görevinin sona erdiğini, yeni yönetimde başkan yardımcısı olan davacının iskan işlemlerini başlatmadığını ve kötü niyetli davrandığını, müvekkili açısından sözleşmenin ifasının imkansızlaştığını, borçlunun kusursuz olması halinde borcun sona ereceğini, davacının kendi kusurundan ve dava dışı kooperatif ile arsa sahiplerinin kusuru nedeniyle genel iskanın alınamadığını, davacının 2014 yılından bu yana taşınmazda fiilen zilyet olması nedeniyle elde ettiği karların bilirkişi tarafından tespit edilerek müvekkilinden talep edilen zarardan tenzil edilmesi gerektiğini, taşınmazların harici satışının geçersiz olduğunu ve her iki tarafın aldığını iade ile mükellef olduğunu, görevsiz mahkemede alınan bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının ve itirazlarının incelenmemesinin hatalı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Asıl dava cezai şarta ilişkin itirazın iptali ; birleşen dava ise ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçeyle asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Birleşen dava yönünden değerlendirme: Davacı ile davalı ve davalının eşi ... arasında imzalanan 14/01/2015 tarihli ... ay süreli sözleşmede, davacının ... Mahallesi ... Caddesi No:... nolu bağımsız bölümün ... Yapı Kooperatifinde bulunan dava dışı ...'ın hissesini 180.000,00-TL'ye satın aldığı, teminat olarak borçlulardan ...'a ait Konya ... İlçesi ... Mahallesi ... Sokak No:... nolu daireye (... ada ... parsel ... m2 daire) ipotek konulacağı kararlaştırılmıştır. Davalı ... tarafından, maliki bulunduğu Konya İli ... İlçesi ... Mahallesi ... ada ... parsel sayılı arsa üzerine, 21.01.2015 tarihinde 180.000,00-TL borç tutarı için faizsiz olarak davacı alacaklı ... lehine birinci dereceden FBK (süresiz) ipotek tesis edildiği görülmekte olup taraflar arasında sözleşme şartları konusunda ihtilaf yoktur. Davacı taraf, birleşen davada, taraflar arasında akdedilen 14/01/2015 tarihli ... ay süreli kooperatif hisse devri sözleşmesi nedeniyle davalının edimini yerine getirmediği iddiasıyla sözleşme gereği teminat olarak konulan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız icra takibine vaki davalının itirazının iptalini talep etmiştir. Yapılan yargılama sonucu dosya kapsamıyla ; davalının sözleşme gereği üstlendiği edimini süresi içinde yerine getirmediği, edimin yerine getirilmemesinde davalının kusurlu olduğu, davacının ise kusurunun olmadığı, davacının sözleşme gereği davalıya ödediği 180.000,00 TL' nin de geri verilmediği sabit olmakla TMK'nın 873/1. Maddesinde düzenlenen "Borç ödenmezse alacaklı, alacağını rehinli taşınmazın satış bedelinden elde etme hakkına sahiptir." hükmü gereğince davacının ipoteğin paraya çevrilmesi yönünde takip başlatmakta haklı olduğu, buna karşılık davalının icra takibine yapmış olduğu itirazın ise haksız olduğu yönündeki gerekçeyle Mahkemece birleşen davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin birleşen dava yönünden istinaf başvurusunun esastan reddi gerekmiştir. Asıl dava yönünden değerlendirme: Davacı taraf, asıl davada, sözleşmede kararlaştırılan cezai şarta ilişkin başlatılan icra takibine vaki itirazın iptalini talep etmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “cezai şart (ceza koşulu)” kavramı üzerinde durulmasında fayda vardır. Kanun koyucu mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 158-161. maddelerinde “cezai şart” kavramını kullanmış, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 179-182. maddelerinde ise bunun yerine “ceza koşulu” kavramını tercih etmiştir. Cezai şart borçlunun, asıl borcunu ilerde, hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle cezai şart, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer'î bir edimdir. Borçlu cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının şümulünü ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Cezai şartın kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir (Akman S./Burcuoğlu H./Altop A./ Tekinay, S.S.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 358-359). Cezai şartın, kanundaki ifadesi ile ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede buna ilişkin bir hüküm bulunması gerekir. Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi temerrüt hâlinde TBK’nın 125/I. maddesi hükmünce alacaklı gecikme tazminatı talep edebilir ise de, ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede bununla ilgili açık hüküm bulunması şarttır. Cezai şartın esas itibariyle iki temel amacı (işlevi) bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise, borcun ihlali hâlinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, cezai şartın (ceza koşulunun) diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezai şartta (dönme/fesih cezasında) borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır (Kocaağa, K.: Ceza Koşulu (Sözleşme Cezası), Ankara 2018, s. 31-33). Cezai şart, somut olayda uygulanması gereken ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan TBK’nın 179–182. maddelerinde düzenlenmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 179. maddesi: “… Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır…” düzenlemesini içermektedir. Maddenin birinci bendinde seçimlik cezai şart düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere cezai şart vaad edilmiş ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da cezai şartın ödenmesini isteyebilir. Seçimlik cezai şartta alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre o şartın gerçekleşmesi yani borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek cezai şartın ödenmesini talep eder. Seçimlik cezai şartta alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de cezai şartın ödenmesini isteyemeyecektir. Örneğin, satıcının sattığı malı teslim etmemesi hâlinde alıcının mal yerine 100.000TL ceza koşulu isteyebileceği kararlaştırılmışsa, alıcı ister malın teslimini, isterse ceza koşulunu isteyebilir. Görüldüğü üzere burada seçimlik bir hak söz konusu olup, alacaklı ancak ya asıl borcun ifasını ya da ceza koşulunun ödenmesini isteyebilir; alacaklı aynı anda hem asıl borcun ifasını hem de ceza koşulunun ödenmesini kural olarak isteyemez. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, asıl borcun sonraki imkânsızlık nedeniyle ifâ imkânının ortadan kalkması hâlinde, alacaklıya tanınmış olan bu seçim hakkı bir anlam ifade etmez. Asıl borcun ifası imkânsız olduğunda, alacaklı koşulları varsa yalnızca tazminat isteme hakkına sahip olur. Buna göre alacaklı, ya zararının tazmin edilmesini ya da ceza koşulunun ödenmesini ister. Buradaki “seçimlik” ifadesinden, ceza koşulu ile asıl borç arasındaki ilişkinin, seçimlik borçlarda yer alan birden çok edim arasındaki ilişkiye benzediği sanılmamalıdır. Asıl borç ile ceza koşulu arasında gerçek anlamda bir seçimlik borç (alacak) ilişkisi söz konusu olmayıp, yalnızca alacaklıya tanınmış bir seçim hakkı söz konusudur. Bunun önemi şu noktada ortaya çıkar: Borçlu asıl borcun ifasıyla yükümlü olmakla birlikte, alacaklı asıl borcun ifasından vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini istediğini borçluya bildirebilir. Borçlu ceza koşulu kendisinden istenmedikçe yalnız asıl borcu ifa edebilir. Bu seçim hakkı, teknik anlamdaki seçimlik borçtan (alacaktan) farklıdır (Kocaağa, K.: s. 133-136). İkinci bentte düzenlenen ifaya ekli cezai şartta ise alacaklı, açıkça vazgeçmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilir. Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen cezai şart ise maddenin üçüncü bendinde hükme bağlanmıştır. Burada borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat yetkisi saklı tutulmuştur. Böylece borçlu alacaklı ile yaptığı anlaşmada dilerse sözleşmeden dönmeyi ve alacaklıya sadece cezai şart ödemeyi kararlaştırabilir. Bu tür cezai şartta borçlu cezayı ödemek suretiyle sözleşmeden dönebileceği gibi, alacaklı da sadece cezai şartın ödenmesini talep edebilir. Bu durumda artık alacaklı borçludan asıl edimin ifasını isteyemeyecektir. Seçimlik ve ifaya eklenen ceza koşulu, borçlunun borcunu ihlal etmesine karşı alacaklıya bir talep hakkı sağlarken, dönme cezası borcun ihlali koşulu aranmaksızın, belirli bir meblağı ödemek suretiyle borçluya sözleşmeyi sona erdirme imkânı verir. Borçlu, borca aykırı davranışı bulunmasa bile, ceza koşulunu ödeyerek sözleşmeyi ortadan kaldırabilir. Burada asıl borcun ifasının yerini dönme (fesih) cezası almaktadır. Bundan dolayı dönme cezasının, asıl borcun alacaklı lehine ifasını teminat altına almak gibi bir işlevinin bulunmadığı, aksine onu zayıflatıcı rol oynadığı söylenebilir. Gerçekten, “borcumu ifa etmekten vazgeçersem 1.000TL ödeyeceğim” ifadesinde yerini bulan dönme cezasında asıl borcun ifasının teminat altına alınması suretiyle alacaklının hukukî durumunun güçlendirilmesi değil, aksine dönme cezasını ödemek ve sözleşmeden dönmek (veya sözleşmeyi feshetmek) suretiyle borçlunun durumunun iyileştirilmesi söz konusudur (Kocaağa, K.: s. 145-154). Cezai şarta ilişkin hükümler emredici nitelikte değildir. Taraflar bunların aksini kararlaştırabilirler. Borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi dışında kalan diğer borca aykırılık hâlleri için ifaya eklenen ceza koşulu kararlaştırabilecekleri gibi; bu iki ihlal durumu için seçimlik ceza koşulu da kararlaştırabilirler. Örneğin satıcının ayıplı mal teslim etmesi hâlinde, alacaklıya hem ayıpsız bir mal teslim edileceği hem de ceza koşulu ödeneceği kararlaştırılabilir. Ayrıca tarafların, ceza koşulu anlaşmasında, seçimlik ceza koşulu ile ifaya eklenen ceza koşuluna birlikte yer vermeleri de mümkündür (Kocaağa, K.: s.138-139). İstisnası cezanın tenkisiyle (indirilmesiyle) ilgili TBK’nın 182. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci bendinde ceza miktarını tarafların serbestçe belirleyebilecekleri belirtildikten sonra, üçüncü bendinde bu ceza miktarının hâkim kararı ile azaltılabileceği öngörülmüştür. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2014 tarihli ve ... E., ... K. ; 29.11.2017 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davaya konu sözleşmelerin 5. maddesinde düzenlenen “İş bu sözleşme koşullarına, tarafların karşılıklı olarak uymalarına , ihlali halinde her iki taraf da birbirlerine satış bedelinin % 10' na tekabül eden cezai şart ödeyecektir" hükmünün seçimlik cezai şart mahiyetinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır. Somut olayda davalının hisse devrine yönelik asıl borcunun ifası sonradan imkansız hale geldiği gibi davacı asıl ve birleşen davalarda aynen ifa talebinde bulunmamaktadır. Davacının birleşen davada talep ettiği tutar ifa yerine geçen müspet zarar kapsamındadır. Taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan cezai şart seçimlik cezai şart niteliğindedir. Davacı sözleşmede kararlaştırılan cezai şartı ya da ifa yerine geçen müspet zararı talep edebilecektir. Davacı tercihini müspet zarardan yana kullandığından ve sözleşmede açıkça hem cezai şartın hem de müspet zararın istenebileceği yönünde bir düzenleme bulunmadığından davacının cezai şart isteminin haksız olması nedeniyle asıl davanın reddi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuş, davalı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun kabulü gerekmiştir. Sonuç olarak, davalı vekilinin, birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun kabulüyle; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE 2-Davalı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun KABULÜYLE; yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince düzelterek esas hakkında yeniden karar verilmek üzere ANTALYA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 16/02/2026 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 3-A-ASIL DAVANIN REDDİNE, a-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 18.000,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, b-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, c-Alınması gerekli 732,00-TL harçtan peşin alınan 189,79.-TL harcın mahsubu ile bakiye 542,21.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydedilmesine, d-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde ilgiliye İADESİNE, B-BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN; a-Davanın KABULÜ ile; davalının Antalya 13. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasındaki İTİRAZIN İPTALİ ile TAKİBİN DEVAMINA, b- Hükmolunan alacağın %20'si oranında hesaplanan 36.000,00-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, c-Alınması gerekli 12.295,80.-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydedilmesine, d-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 45.000,00.-TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, e-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde ilgiliye İADESİNE, 3-İstinaf incelemesi yönünden; a-Davalının istinaf başvurusu kabul edildiğinden 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan 3.997,00 TL nispi istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince davalıya İADESİNE, (asıl dava yönünden) b-Davalı tarafından istinaf incelemesi için yapılan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, c-Alınması gerekli 2.459,16 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, (birleşen dava yönünden) d-Davalı tarafından istinaf incelemesi için yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, (birleşen dava yönünden) c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, d-İstinaf gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE, 4-Kararın Dairemizce taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle, asıl dava yönünden 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince dava değerinin temyiz kesinlik sınırının altında olması nedeniyle KESİN, birleşen dava yönünden ise, 04/06/2025 tarih 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesi uyarınca dava tarihindeki miktarı itibariyle 6100 sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren İKİ HAFTALIK süre içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. ...