Karar metni
Kaynak sistemden alınan tam metin, değiştirilmeden gösterilir.
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/570 KARAR NO : 2026/1334
TÜRK MİLLETİ ADINA İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 01/11/2022 NUMARASI : 2021/273 Esas 2022/899 Karar DAVA : MENFİ TESPİT KARAR TARİHİ : 04/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 04/06/2026
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/273 Esas ve 2022/899 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili sunmuş olduğu dava dilekçesiye özetle ; Davalı şirketin müvekkili kooperatif aleyhine 27.02.2019 tarihli satış protokolüne dayalı icra takibi başlattığını, takibe dayanak protokolde kooperatif adına sadece tek bir kişinin imzasının yer aldığını, kooperatifin hiçbir dönemde tek imza ile temsile yetkili kılınmadığını, 08.09.2012 tarihli genel kurulda yönetime seçilen 7 kişiden herhangi 4'ünün müşterek imzası ile kooperatifin temsil edilebildiğini, 31.03.2013 tarihli olağanüstü genel kurulda da yönetime 6 kişi seçildiğini, herhangi 4'ünün müşterek imzası ile kooperatifin temsil edilebildiğini, bu nedenle takip dayanağı protokolün kooperatif açısından hiçbir bağlayıcılığı bulunmadığını haliyle kooperatifin icra takibi dolayısıyla borcunun olmadığını, ticaret sicil kayıtlarının aleni olduğunu, kooperatif ana sözleşmesi ve genel kurulları tescil ve ilan edilmekle 3. kişilerin de kooperatifin amaç ve konularını ve genel kurul kararlarını bildiğine dair karine teşkil ettiğini, tapu devrini içeren sözleşmelerin resmi şekilde yapılma şartının bulunduğunu, adi yazılı nitelikteki satış protokolünün hiçbir geçerliliği bulunmadığını, kooperatiflerde genel kurulun en yetkili organ olduğunu, kooperatifi borç yükü altına sokacak her türlü konunun genel kurulda karar altına alındığını, kooperatifin taşınmazlarının satışı hususunda genel kurulda karar alınıp en alt satış sınırınında belirlenmesinin şart olduğunu, söz konusu protokolünün 6. maddesinde protokole konu tapu devirlerinin yapılmaması halinde alıcı ....'e 50.000,00 TL tazminatın .... tarafından ödeneceğinin belirtilmediğini, bu madde lafzından da kooperatifin değil tazminattan şahsen ....'in sorumlu olduğunu, haliyle kooperatifin bu borçtan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, İzmir 24 İcra Müdürlüğü'nün 2014/3552 Esas sayılı icra dosyası üzerinden müvekkil kooperatife ait menkul ve gayrimenkul malların haczedildiğini, haczedilen işbu gayrimenkullerin her biri müvekkil kooperatifin ortaklarına kura çekimi ile dağıtıldığını ve halen ortaklar işbu hacizli gayrimenkullerde ikamet etmeye devam ettiğini, bu durumun hem kooperatif hem de üyeleri mağdur ettiğini, daha fazla mağduriyet oluşmaması açısından tedbiren icra dosyasında her türlü icrai işlemin, tahsilatın ve satışın takibin tüm sonuçları tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep ettiğini, fazlaya ilişkin tüm haklar saklı kalmak kaydıyla yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP :Davalı vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesiyle özetle: Davacı tarafın dilekçesinde sürdüğü iddiaların mesnetsiz olduğunu, öncelikle davacının taraflar arasında imzalanan 27/02/2013 tarihli sözleşmenin kooperatifi temsilen tek bir kişi tarafından imzalandığını, oysaki kooperatifin dört imza ile temsil edilmesi gerektiğini, protokolün kooperatifi bağlamayacağı yönündeki iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, anılan kooperatifte temsil edilerek dört kişinin dahi olmadığını, Karşıyaka ATM'nin 2012/490 Esas, 2013/434 Karar sayılı ilamı ile de görüleceği üzere yönetim kurulu üyelerinden dördünün istifa ettiğini, bu nedenle de hiçbir işlem yapılamaz olduğunu, bunun üzerine mahkemece istifa eden yönetim kurulu üyelerinin yerine dört üye seçilmesi gündemi ile davacı şirketin genel kurulunun toplantıya çağrılması hususunda kalan üyelerden .... ve ....'a izin verilmesine karar verildiğini, müvekkilin 27/02/2013 tarihli sözleşmeyi imzalamasının sebebinin satıcı şirketin genel kurul toplantısını yapıp 20/04/2013 tarihine kadar tapu devrinin yapılacağını davacı şirketin taahhüt ettiğini, sözleşmenin imza tarihinde davacı kooperatife atanan kayyımın temsil ettiğini ve zaten sözleşmede de şirket adına kayyım tarafından imzalandığını, yine davacının taraflar arasında imzalanan sözleşmenin resmi şekilde yapılmadığından protokolün geçerli olmadığına dair beyanlarınında haksız ve kötü niyetli olduğunu, taraflar arasında serbest iradelerine uygun karşılıklı kabul beyanları ile geçerli şekilde akdedilen sözleşmenin cezai şarta ilişkin maddesinin geçersizliğini ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, zira yıllar sonra açılan bu dava ile müvekkilin mağdur edilmeye çalışıldığını, kaldı ki davacı şirketin kendisinden basiretli bir tacir gibi hareket etmesinin beklendiğini, davacı aleyhine başlatılan icra takibi usul ve yasaya uygun olduğunu, davacının haksız ve kötü niyetli davasının ve kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine ve %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER : 1-Mahkememizce yapılan yargılama sırasında tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, kooperatif uzmanı bilirkişi .... ve ticaret hukuku mevzuatından kaynaklanan nitelikli hesaplamalar konusunda uzman bilirkişi Doç. Dr... tarafından düzenlenen 06.12.2021 tarihli raporda; davalının alacak talebinin davacının kayyımı olarak .... tarafından imzalanan 27.02.2013 tarihli protokole dayandığı, ancak ....'in kayyım olarak atandığını gösteren mahkeme kararının bulunmadığı, Karşıyaka ATM'nin 2012/490 Esas, 2012/434 Karar sayılı kararı kooperatif organlarını oluşturmak amacıyla Genel Kurul toplantısını gerçekleştirmek üzere davacılara yetki verilmesini içerdiği, sözü edilen protokolün 6.maddesiyle taşınmazın satışının gerçekleştirilmemesi halinde ... tarafından 50.000,00 TL tazminat ödenmesinin kabul ve taahhüt edildiği, bu durumda kooperatif ile kefil arasında müteselsil sorumluluk doğduğu, tescil ve ilan edilen imza sirkülerine göre davacı kooperatifin başkan veya başkan yardımcısı ile iki üye tarafından temsil edilmesi gerektiği, kooperatif adına düzenlenecek evrakın muteber olması ve kooperatifi ilzamı için kooperatif unvanı altında temsile yetkili olanlardan üçünün imzasının bulunmasının zorunlu olduğu, bu yönüyle tazminat talebinin dayanağı olan protokol, davacı kooperatif açısından geçerli ve bağlayıcı bir belge olmadığı, tazminat talebinin dayanağı olan protokol satış vaadini içerdiği, protokol metninden taşınmaz satışının genel kurulun onayına tabi olduğunun davalı tarafından bilindiği, taşınmaz satışına protokolün imzalanmasından sonra genel kurul tarafından icazet verilmesi de söz konusu olmadığı, davalı tarafından ... ile imzalanan protokol kapsamında davacıya ödeme yapıldığını gösteren bulgulara rastlanmadığı bildirilmiştir. 2-Mahkememizce yapılan yargılama sırasında aynı bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar verilmiş olup, düzenlenen 28.06.2022 tarihli ek raporda bilirkişi heyeti kök rapordaki görüşlerini muhafaza etmiştir. 3-Yine mahkememizce yapılan yargılama sırasında davacı kooperatif ile ilgili olarak İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan yazıya verilen cevabi yazı dosyaya delil olarak eklenmiştir. 4-Yine mahkememizce yapılan yargılama sırasında İzmir Çevre Ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne yazılan yazıya verilen 04.11.2021 tarihli cevabi yazı dosyaya delil olarak eklenmiştir. 5-Mahkememizce yapılan yargılama sırasında davaya konu İzmir 24.İcra Dairesi'nin 2014/3552 Esas sayılı icra takip dosyasının bir sureti getirtilmiş olup, incelenmesinden davalı şirket tarafından borçlular ... ve davacı kooperatif aleyhinde 06.03.2014 tarihinde "27.02.2013 tarihli 50.000 TL tutarlı protokol" dayanak gösterilmek suretiyle 50.000 TL asıl alacak, 2.674,66 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 52.674,66 TL üzerinden ilamsız icra takibinin başlatıldığı görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ / KABUL : Dava : Davalı şirket tarafından davacı kooperatif aleyhinde 27/02/2013 tarihli Satış Protokolü gereğince başlatılan icra takibinden dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine yönelik menfi tespit davasıdır. Davacı vekili dava dilekçesiyle, davalı tarafça davacı kooperatif aleyhinde 27.02.2013 tarihli satış protokolüne dayalı olarak icra takibi başlatıldığı, iş bu dayanak protokolde kooperatif adına sadece tek bir kişinin imzasının bulunduğu, ancak davacı kooperatifin hiçbir dönemde tek imza ile temsil edilmediği, 08.09.2012 tarihli genel kurulda yönetime seçilen 7 kişiden herhangi dördünün müşterek imzasıyla kooperatifin temsil edileceğinin kararlaştırıldığı, yine olağanüstü genel kurulda da yönetime 6 kişi seçilmiş olup, herhangi dördünün müşterek imzası ile kooperatifin temsil edileceğinin kararlaştırıldığı, bu nedenle takip dayanağı protokolün davacı kooperatif açısından hiçbir bağlayıcılığı bulunmadığından bahisle davaya konu icra takibinden dolayı davacı kooperatifin davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalı tarafça yapılan takibin haksız ve kötüniyetli olduğundan %20 kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesiyle, davacı iddialarının yerinde olmadığı, Karşıyaka ATM'nin 2012/490 Esas, 2013/434 Karar sayılı ilamı ile de görüleceği üzere davacı kooperatifin yönetim kurulu üyelerinden dördünün istifa ettiği, bu nedenle kooperatifin hiçbir işlem yapamaz hale geldiği, bu nedenle mahkemece istifa eden yönetim kurulu üyeleri nedeniyle dört üye seçilmesi nedeniyle davacı kooperatifin genel kurulunu toplantıya çağırması hususunda üyelerden .... ve ...'a izin verilmesine karar verildiği, davalı müvekkilinin 27.02.2013 tarihli sözleşmeyi imzalamasının sebebinin de satıcı kooperatifin genel kurul toplantısını yapıp 20.04.2013 tarihine kadar tapu devrini yapacağını taahhüt etmesi olduğu, kaldı ki sözleşmenin imza edildiği tarihte davacı kooperatife atanan kayyımın temsil ettiği ve sözleşmeyi de bu kayyımın imzaladığından bahisle açılan davanın reddine, davacının %20'den az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Taraflar arasındaki ihtilaf, davaya konu İzmir 24.İcra Dairesi'nin 2014/3552 Esas sayılı icra takip dosyasına dayanak 27.02.2013 tarihli protokolün davacı kooperatifi bağlayıp bağlamadığı, bu kapsamda davaya konu icra takibinden dolayı davacının davalıya borçlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkememizce yapılan yargılama sırasında davaya konu icra takip dosyasının bir sureti getirtilmiş olup, incelenmesinden davalı şirket tarafından borçlular .... ve davacı kooperatif aleyhinde 06.03.2014 tarihinde "27.02.2013 tarihli 50.000 TL tutarlı protokol" dayanak gösterilmek suretiyle 50.000 TL asıl alacak, 2.674,66 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 52.674,66 TL üzerinden ilamsız icra takibinin başlatıldığı görülmüştür. Takibe konu protokolün incelenmesinden satmayı vaadeden satıcı olarak davacı kooperatif adına kayyım ...., satın almayı vaadeden alıcı şirket olarak da davalı şirketin gösterildiği, satış bedelinin 1.300.000,00 TL olarak kararlaştırıldığı, protokolün 6.maddesinde ise "Satıcı kooperatif 31.03.2013 tarihinde genel kurul toplantısı yapılacak olup, bahse konu işlemler 20.04.2013 tarihinde gerçekleşecek olup ruhsat yenileme işlemi de yapılacaktır. Tüm prüzler ortadan kalktıktan sonra yukarıda yazılı bedel tapu devrinde ödenecek ve tapu devri yapılacaktır. 20.04.2013 satıcı kooperatif tarafından bu işlemler gerçekleştirilemez ise alıcıya 50.000 TL tazminat müşterek borçlu müteselsil kefil ... tarafından ödenecek olup, eğer bu işlemler gerçekleştirildiğinde alıcı şirket satın almaktan vaz geçer ise satıcı kooperatife 50.000 TL tazminat ödeyecektir." şeklinde taraflarca protokole hüküm konulduğu, iş bu protokolün 27.02.2013 tarihinde imza altına alındığı ve kooperatif adına kayyım .... tarafından protokolün imzalandığı, ayrıca 50.000 TL'lik miktarla ilgili olarak kefil olarak .... imzasının da bulunduğu görülmüştür. Dosyada bir sureti bulunan Karşıyaka ATM'nin 2012/490 Esas, 2012/434 Karar sayılı kararının incelenmesinden davacı kooperatif yönetim kurulu üyeleri .... ve .... tarafından genel kurulu toplantıya çağırmaya izin verilmesi istemli açılan davanın neticesinde, "Davanın kabulüyle istifa eden yönetim kurulu üyeleri yerine dört üye seçilmesi gündemiyle davacı kooperatifin genel kurulunun toplantıya çağırılması hususunda davacılara izin verilmesi istemine ilişkin olarak 26.12.2012 tarihinde karar verildiği görülmüştür. Mahkememizce yapılan yargılama sırasında tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen kök ve ek raporda sonuç olarak ; davalının alacak talebinin davacı kooperatifin kayyımı olarak .... tarafından imzalanan 27.02.2013 tarihli protokole dayandığı, ancak ....'in davacı kooperatife kayyım olarak atandığını gösteren mahkeme kararının bulunmadığı, Karşıyaka ATM'nin 2012/490 Esas, 2012/434 Karar sayılı kararının davacı kooperatif organlarını oluşturmak amacıyla Genel Kurul toplantısını gerçekleştirmek üzere davacılara yetki verilmesini içerdiği, sözü edilen protokolün 6.maddesiyle taşınmazın satışının gerçekleştirilmemesi halinde .... tarafından 50.000,00 TL tazminat ödenmesinin kabul ve taahhüt edildiği, bu durumda kooperatif ile kefil arasında müteselsil sorumluluk doğduğu, ticaret sicilde tescil ve ilan edilen davacı kooperatifin imza sirkülerine göre davacı kooperatifin başkan veya başkan yardımcısı ile iki üye tarafından temsil edilmesinin gerektiği, kooperatif adına düzenlenecek evrakın muteber olması ve kooperatifi ilzam edebilmesi için kooperatif unvanı altında temsile yetkili olanlardan üçünün imzasının bulunmasının zorunlu olduğu, bu yönüyle icra takibinin dayanağı olan protokolün, davacı kooperatif açısından geçerli ve bağlayıcı bir belge olmadığı, icra takibi ve tazminat talebinin dayanağı olan protokolün satış vaadini içerdiği, protokol metninin incelenmesinden taşınmaz satışının davacı kooperatif genel kurulunun onayına tabi olduğunun davalı tarafından bilindiği, taşınmaz satışına protokolün imzalanmasından sonra genel kurul tarafından icazet verilmesinin de söz konusu olmadığı, davalı tarafından .... ile imzalanan protokol kapsamında davacı kooperatife ödeme yapıldığını gösteren bulgulara da dosya kapsamı belgeler arasında rastlanmadığı, esasen davalı tarafında böyle bir iddiasının bulunmadığı, delillerin nihai takdirinin mahkemeye ait olmak üzere davacı kooperatifte yönetim kurulu başkanı olarak görev yapan ....'in mahkeme tarafından kendisine verilen yetkiyi de aşarak tek başına imzaladığı 27.02.2013 tarihli protokolün davacı kooperatif açısından geçerli ve bağlayıcı olmadığı sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde her ne kadar davaya konu İzmir 24.İcra Dairesi'nin 2014/3552 Esas sayılı icra takip dosyasıyla davalı şirket tarafından davacı kooperatifin de aralarında bulunduğu borçlular aleyhinde 27.02.2013 tarihli protokole istinaden 50.000 TL asıl alacak ve 2.647,26 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 52.547,26 TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatılmış ise de, takibin dayanağı protokolün davacı kooperatif adına kayyım .... tarafından imzalandığı, protokol tarihi olan 27.02.2013 tarihi itibariyle ....'in davacı kooperatife kayyım olarak atandığına dair bir mahkeme kararının dosya kapsamı belgeler arasında yer almadığı, davalı tarafça dayanak olarak gösterilen Karşıyaka ATM'nin 2012/490 Esas, 2012/434 Karar sayılı kararında davacı kooperatif yönetim kurulu üyeleri olduğu belirtilen ... ve ....'a istifa eden yönetim kurulu üyeleri yerine dört üye seçilmesi yönünde davacı kooperatif genel kurulunun toplantıya çağırılması hususunda izin verildiği, iş bu karar içeriğinde ....'in davacı kooperatife kayyım olarak atandığına dair bir ibarenin bulunmadığı, alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere ticaret sicilde tescil ve ilan edilen imza sirkülerlerine göre davacı kooperatifin, başkan veya başkan yardımcısı ile iki üye tarafından temsil edilmesinin gerektiği, bu kapsamda davacı kooperatif adına düzenlenecek bir belgenin davacı kooperatifi bağlayabilmesi için kooperatif unvanı altında temsile yetkili olanlardan üçünün imzasının bulunmasının gerektiği, davaya konu protokolün ise davacı kooperatif adına ... tarafından imzalandığı, bu nedenle takip ve davaya dayanak 27.02.2013 tarihli protokolün davacı kooperatif açısından bağlayıcı olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Bu kapsamda davacı kooperatif açısından bağlayıcı olmadığı kabul edilen 27.02.2013 tarihli protokole dayalı icra takibinden dolayı davacının davalıya borçlu olmadığı sonucuna varılmış olmakla davanın kabulüne, davaya konu İzmir 24.İcra Müdürlüğü'nün 2014/3552 Esas sayılı icra takip dosyasından dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verme gereği doğmuştur. Her ne kadar davacı tarafça davanın kabulü halinde %20'den az olmamak üzere davalının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, İİK 72/5.maddesi gereğince davalının takibinde haksız ve kötüniyetli olduğuna dair ayrıca bir delil davacı tarafça dosyaya sunulmamış olduğundan davacı tarafın kötüniyet tazminatına ilişkin isteminin yerinde görülmediğinden reddine karar verme gereği doğmuştur ..." gerekçesi ile, davanın KABULÜNE, davaya konu İzmir 24.İcra Müdürlüğü'nün 2014/3552 Esas sayılı icra takip dosyasından dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının tazminatı isteminin REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın kötüniyet tazminatı taleplerinin reddi yönündeki bölümünün usul ve yasaya aykırı olduğunu, ticaret sicilde tescil ve ilan edilen imza sirkülerine göre kooperatifin başkan veya başkan yardımcısı ile iki üye tarafından temsil edilmesine karar verildiğini, bu kapsamda kooperatifi bağlayacak bir belgenin kooperatif unvanı altında temsile yetkili olanlardan üçünün imzasını taşıması gerektiği haliyle dava konusu protokolün kooperatifi bağlamayacağının belirlendiğini, bu hususta davalı şirketin basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne aykırı davranarak tapu devrini içeren sözleşmelerin adi yazılı şekilde yapılması halinde geçersiz olacağını da bilmesine rağmen müvekkili kooperatif aleyhine haksız ve kötüniyetli olarak icra takibinde bulunduğunu, müvekkili davacının kötüniyet tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kötüniyet tazminatı yönünden kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında 27.02.2013 tarihli 1.300.000.TL bedelli satış protokolü imzalandığını, dava konusu sözleşmenin imza tarihinde davacı kooperatifin atanan kayyım tarafından temsil edilmekte olduğunu ve sözleşmenin de zaten şirket adına kayyım tarafından imzalandığını, satış protokolüne göre taraflarca kararlaştırılan bağımsız bölümlere ilişkin tapu devirlerinin 20.04.2013 tarihinde gerçekleştirileceğini, gerçekleştirilmez ise borçlu müteselsil kefil .... tarafından davalı/alıcı müvekkiline 50.000.TL tazminat ödeneceğinin kararlaştırıldığını, bağımsız bölümlerin müvekkiline satışının gerçekleştirilmemesi ve taraflarca imza altına alınan tazminatın ödememesinin yapılmaması üzerine davacı/satıcı kooperatif aleyhine icra takibi başlatıldığını ve borçlu tarafından itiraz edilmeyerek takibin kesinleştiğini ancak yıllar sonra davacı tarafından kötü niyetli olarak borçtan kurtulmak saikiyle eldeki davanın açıldığını, protokolün akdedildiği tarihte kooperatifi temsil edecek dört kişinin dahi bulunmadığını, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 28. ve 30. Maddeleri gereğince kooperatiflerin alacaklılarına karşı malvarlığı ile sorumlu olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, geçersiz taşınmaz satış protokolüne dayalı olarak cezai şartın tahsili için yapılan ilamsız icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre “(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. Ayrıca uyuşmazlığın çözümü için “cezai şart (ceza koşulu)” kavramı üzerinde de durulmasında fayda vardır. Kanun koyucu mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 158-161. maddelerinde “cezai şart” kavramını kullanmış, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 179-182. maddelerinde ise bunun yerine “ceza koşulu” kavramını tercih etmiştir. Cezai şart borçlunun, asıl borcunu ilerde, hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle cezai şart, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer'î bir edimdir. Borçlu cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının şümulünü ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Cezai şartın kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir (Akman S./Burcuoğlu H./Altop A./ Tekinay, S.S.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 358-359). Cezai şartın, kanundaki ifadesi ile ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede buna ilişkin bir hüküm bulunması gerekir. Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi temerrüt hâlinde TBK’nın 125/I. maddesi hükmünce alacaklı gecikme tazminatı talep edebilir ise de, ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede bununla ilgili açık hüküm bulunması şarttır. Cezai şartın esas itibariyle iki temel amacı (işlevi) bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise, borcun ihlali hâlinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, cezai şartın (ceza koşulunun) diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezai şartta (dönme/fesih cezasında) borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır (Kocaağa, K.: Ceza Koşulu (Sözleşme Cezası), Ankara 2018, s. 31-33). Cezai şart, somut olayda uygulanması gereken ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan TBK’nın 179–182. maddelerinde düzenlenmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 179. maddesi:“…Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır…” düzenlemesini içermektedir. Maddenin birinci bendinde seçimlik cezai şart düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere cezai şart vaad edilmiş ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da cezai şartın ödenmesini isteyebilir. Seçimlik cezai şartta alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre o şartın gerçekleşmesi yani borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek cezai şartın ödenmesini talep eder. Seçimlik cezai şartta alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de cezai şartın ödenmesini isteyemeyecektir. Örneğin, satıcının sattığı malı teslim etmemesi hâlinde alıcının mal yerine 100.000.TL ceza koşulu isteyebileceği kararlaştırılmışsa, alıcı ister malın teslimini, isterse ceza koşulunu isteyebilir. Görüldüğü üzere burada seçimlik bir hak söz konusu olup, alacaklı ancak ya asıl borcun ifasını ya da ceza koşulunun ödenmesini isteyebilir; alacaklı aynı anda hem asıl borcun ifasını hem de ceza koşulunun ödenmesini kural olarak isteyemez. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, asıl borcun sonraki imkânsızlık nedeniyle ifâ imkânının ortadan kalkması hâlinde, alacaklıya tanınmış olan bu seçim hakkı bir anlam ifade etmez. Asıl borcun ifası imkânsız olduğunda, alacaklı koşulları varsa yalnızca tazminat isteme hakkına sahip olur. Buna göre alacaklı, ya zararının tazmin edilmesini ya da ceza koşulunun ödenmesini ister. Buradaki “seçimlik” ifadesinden, ceza koşulu ile asıl borç arasındaki ilişkinin, seçimlik borçlarda yer alan birden çok edim arasındaki ilişkiye benzediği sanılmamalıdır. Asıl borç ile ceza koşulu arasında gerçek anlamda bir seçimlik borç (alacak) ilişkisi söz konusu olmayıp, yalnızca alacaklıya tanınmış bir seçim hakkı söz konusudur. Bunun önemi şu noktada ortaya çıkar: Borçlu asıl borcun ifasıyla yükümlü olmakla birlikte, alacaklı asıl borcun ifasından vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini istediğini borçluya bildirebilir. Borçlu ceza koşulu kendisinden istenmedikçe yalnız asıl borcu ifa edebilir. Bu seçim hakkı, teknik anlamdaki seçimlik borçtan (alacaktan) farklıdır (Kocaağa, K.: s. 133-136). İkinci bentte düzenlenen ifaya ekli cezai şartta ise alacaklı, açıkça vazgeçmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilir. Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen cezai şart ise maddenin üçüncü bendinde hükme bağlanmıştır. Burada borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat yetkisi saklı tutulmuştur. Böylece borçlu alacaklı ile yaptığı anlaşmada dilerse sözleşmeden dönmeyi ve alacaklıya sadece cezai şart ödemeyi kararlaştırabilir. Bu tür cezai şartta borçlu cezayı ödemek suretiyle sözleşmeden dönebileceği gibi, alacaklı da sadece cezai şartın ödenmesini talep edebilir. Bu durumda artık alacaklı borçludan asıl edimin ifasını isteyemeyecektir. Seçimlik ve ifaya eklenen ceza koşulu, borçlunun borcunu ihlal etmesine karşı alacaklıya bir talep hakkı sağlarken, dönme cezası borcun ihlali koşulu aranmaksızın, belirli bir meblağı ödemek suretiyle borçluya sözleşmeyi sona erdirme imkânı verir. Borçlu, borca aykırı davranışı bulunmasa bile, ceza koşulunu ödeyerek sözleşmeyi ortadan kaldırabilir. Burada asıl borcun ifasının yerini dönme (fesih) cezası almaktadır. Bundan dolayı dönme cezasının, asıl borcun alacaklı lehine ifasını teminat altına almak gibi bir işlevinin bulunmadığı, aksine onu zayıflatıcı rol oynadığı söylenebilir. Gerçekten, “borcumu ifa etmekten vazgeçersem 1.000.TL ödeyeceğim” ifadesinde yerini bulan dönme cezasında asıl borcun ifasının teminat altına alınması suretiyle alacaklının hukukî durumunun güçlendirilmesi değil, aksine dönme cezasını ödemek ve sözleşmeden dönmek (veya sözleşmeyi feshetmek) suretiyle borçlunun durumunun iyileştirilmesi söz konusudur (Kocaağa, K.: s. 145-154). Cezai şarta ilişkin hükümler emredici nitelikte değildir. Taraflar bunların aksini kararlaştırabilirler. Borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi dışında kalan diğer borca aykırılık hâlleri için ifaya eklenen ceza koşulu kararlaştırabilecekleri gibi; bu iki ihlal durumu için seçimlik ceza koşulu da kararlaştırabilirler. Örneğin satıcının ayıplı mal teslim etmesi hâlinde, alacaklıya hem ayıpsız bir mal teslim edileceği hem de ceza koşulu ödeneceği kararlaştırılabilir. Ayrıca tarafların, ceza koşulu anlaşmasında, seçimlik ceza koşulu ile ifaya eklenen ceza koşuluna birlikte yer vermeleri de mümkündür (Kocaağa, K.: s.138-139). İstisnası cezanın tenkisiyle (indirilmesiyle) ilgili TBK’nın 182. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci bendinde ceza miktarını tarafların serbestçe belirleyebilecekleri belirtildikten sonra, üçüncü bendinde bu ceza miktarının hâkim kararı ile azaltılabileceği öngörülmüştür. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2014 tarihli ve 2013/15-1140 E., 2014/905 K. ; 29.11.2017 tarihli ve 2017/3-998 E., 2017/1459 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 179/II. maddesinde ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir denilmek suretiyle ifaya ekli cezayı düzenlemiştir. Bu cezaya, gecikme cezası da denmektedir. Anılan hükme göre borçlunun borca aykırı davranışı hâlinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir. Bu nedenle, burada ceza koşulunun aynen ifaya ilave olarak (kümülatif) talep edilebilmesi olanaklıdır. Örneğin, bir inşaat sözleşmesinde yüklenici, işin teslim edilmesi gerektiği tarihten itibaren geciktiği her gün için iş sahibine 10.000.TL ceza koşulu ödemeyi taahhüt etmişse, yüklenicinin borcunu ifada gecikmesi hâlinde, iş sahibi hem gecikilen her gün için 10.000.TL ceza koşulunu hem de inşaatın bitirilmesini isteyebilir. İfaya eklenen ceza koşulu, özellikle borcun geç ifa edilmesi hâlinde uygulanır ve uygulamada en çok rastlanan ceza koşulu türüdür. Ceza koşulunun amacı da onun ifaya eklenen nitelikte olup olmadığının tespitinde önemli rol oynayabilir. Borçlunun borca aykırı davranışı hâlinde alacaklının ifaya ek olarak talep ettiği alacak bir ceza koşulu alacağı ise, zarar koşulunu gerektirmez. Alacaklı borçlunun borca aykırı davranışı nedeniyle zarara uğramasa dahi kararlaştırılan ceza koşulunu talep edebilir. İfaya ekli cezai şartın istenebilmesi için sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olmadıkça gecikmiş ifanın çekincesiz olarak kabul edilmemesi gerekir. Aksi hâlde cezai şartı isteme hakkı düşer. Gecikmiş ifadan önce keşide edilen ihtarla gecikme cezası isteme hakkı saklı tutulmuş, sözleşmede cezai şart talep edebilmek için ihtirazı kayda gerek olmadığı kararlaştırılmış ise ya da ifadan önce alacaklının bu hakkını saklı tuttuğu anlamına gelecek davranışları mevcut ise sonradan yapılan teslimde çekince konulmamış olsa dahi cezai şart isteme hakkı düşmez, talep edilebilir. Cezayı isteme hakkının saklı tutulması (çekince, ihtirazı kayıt), yenilik doğuran bir irade beyanı olup, ifa anında açıkça yapılmalıdır. Saklı tutma, teslim-kabul tutanağına düşülecek bir kayıtla veya ifayı kabulden önce yapılacak yazılı bildirimle yahut iş bedelinin ceza alacağı kesilerek ödenmesi gibi buna delalet eden bir eylem veya işlem ile gerçekleştirilebilir. Açık feragat ise, borçluya yöneltilen ve varması gereken bir irade beyanıyla veya sözleşmeye önceden ifanın çekincesiz kabul edileceğine ilişkin bir hükmün konulmasıyla olur. Bazen de, çekincenin varlığı bazı koşulların gerçekleşmesine bağlanabilir (Selimoğlu, Y.E.; Eser Sözleşmesi, 4. Baskı, Ankara 2017, s. 350-353). Yine İİK.'nun 72/5. maddesi uyarınca alacaklı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için icra takibinin haksız olmasının yanı sıra, alacaklı davalının ayrıca kötüniyetli olması da gerekir. Başka bir deyişle, davalı alacaklı icra takibi yapmakta kötüniyetli değilse aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilemez. Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, geçersiz ve bağlayıcı olmayan taşınmaz satış protokolünden kaynaklı olarak cezai şarttan davacı kooperatifin sorumluluğunun bulunmamasına, davalının icra takibinde haksız olmasının yanında kötüniyetli olduğunun davacı tarafından ispatlanamamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekili ile davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/11/2022 tarih ve 2021/273 Esas 2022/899 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 3.596,33.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 899,55.TL harcın mahsubu ile bakiye 2.696,78.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan taraflar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 04/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.